Alevi yoldaş
Rıza Şehirli
__________
Alevi Yoldaş
Doğduğumuz andan itibaren, adeta ölmek için programlanmışız. Canlılar içerisinde öleceğini bile bile yaşayan bir tek varlık biziz. Bunun en temel nedeni varlığımızın farkında oluşumuzdur. Yaşamdaki en sade gerçeklik bu olmasına rağmen, bunun farkında olmak acıları dindirmeye yetmiyor. Acıların pansumanı zamanla, merhemi dayanışmayla olur.
Ölüm ve yaşam zıtların birliğini içeren yaşamın en soğuk ve en gerçek halidir. Bundandır ki, hep soğuk gelmiştir ölüm bana. Doğarken titrer, sonra üşümeye başlarız; başka türlü nefes almaya başlar ağlarız; kordon bağı kesilip, atılır, korkarız. O an, anlarız ki yaşam denilen yolda bizi bekleyen çok acılar varmış. Acıları dindirmek için var gücümüzle ana memesine saldırırız. Acıların dolusunu dem eyleriz, yolun yoldaşıyla cem eyleriz.
Ölüm adındaki uzak bir durak yaşamdaki varış yerimiz olduğunu bilmemize karşılık, bazen kestirme yoldan, bazen koşar adımlarla ölüm denilen istasyona varmak için apansız yolculuklara çıkarız. Yol haritasının ön gördüğü patikalarda, dağlarda, kıyılarda geçerek bir istikametine gidilecekse, son duraktan önce ara yerlerde bolca konaklamalı insan. Kamp kurmalı, dağlara çıkmalı, ateşler yakmalı, halaylar çekmeli, türküler söylemeli, semaha durmalı. Ve her yaşın, her evrenin tadını çıkarta-çıkarta geçmeliyiz hayatın bu sarp yamaçlarında ve acımazsız kışlarında. Erken varışlar, erken gidişler bu nedenle yüreğimi acıtır. Bir hançer yarası gibi sızlatır bütün benliğimi. Bir kitabın ortasında yazılmamış boş sayfalar gibi, direk sonuca akmamalı yaşam denilen hikayemiz. Öykülerin, romanların akıcılığı kalın sayfaların ortalarında zenginleşir ve çoğalır.
Sevgili dostum Murat öyküsü yazılmamış boş sayfalar gibi direk sonuca aktı. O bu öyküyü bize eksik ve yarım bırakmadan sonuna kadar anlatmak isterdi. Ah birde kanser denilen canavar olmasaydı. Ne acılar görmüştü, ne zulümler, ne sürgünler ve ne ihanetler. Her birisiyle mücadele etmesini bildi; ama bir tek kansere yenik düştü.
Grup Munzur sanat cephesindeki amatör çalışmalarına Murat’ın emek ve çabalarıyla İzmir’de başlamıştı. Ülkedeki sessizliğe, eşitsizliğe, haksızlığa karşı protest bir duruşuyla sanat ve kültür alanında duruş sergiledi. Öğrencilerin akademik ve demokratik mücadelesinde, işçilerin grevlerinde, tutsakların direnişlerinde isyan ateşi türküsüydü. Dili yasaklanmış ve kültürü yağmalanmış bir halkın kardeleniydi. Çiçeklerin hiç solmayacağı bir ütopyası vardı, halkı dikenli bahçesinde gül yetiştirmek için, onların sırdaşı ve yoldaşı olmuştu. Onun türkülerinin, marşlarının ve ağıtlarının kokusuyla yaşam canlandı. Yaşama bahar kokusunun müjdesini veriyordu. Onların, güllerin mücadelesini sürdürmek için "şuncacık yürek isterdi". Ve o tutup, tüm yüreğini halkıyla paylaştı. Ve bundandır ki, bugün onun sessizce çekip gitmesine gönlüm bir türlü razı olmuyor.
Sosyalistler belki bu zamansız yolculukta, kendi paylarına düşeni suya sabuna dokunmadan izah edebilirler. Bu onların klasik bir vefasızlık örneği sayılabilir. Örgütlü yaşama ve kolektif bir müziğe vurgu yapılarak ve kayıtsızlıklarına bahane bulunarak bir perde çekeceklerdir. Emek adına yola çıkıp, emeğin kıymetini bu denli silikleştiren başka sosyalistler var mıdır bu dünyada? Sanatsal yaşamını kolektif düzeyde başlatıp, daha sonra tek başına sürdüren bir tek Murat mıydı?. Metin Kemal Kahraman, İlkay Akkaya, Mikail Aslan, Ferhat Tunç buna örnek verilebilir. Bunlar akarsulardan, denizlere, denizlerden okyanuslara açılıp daha geniş kitlelere ulaşmak istediler. Kendi gölünün kuğusu olmasını isteyen marjinal çevreler, bunları her fırsatta yıprattı, horladı ve protesto ettiler. Oysa bugüne kadar verdiği emek ve çabalardan dolayı onlara teşekkür edip, denizlere varmak istemlerinide anlayışla karşılamaları gerekliydi. Grup ve kolektif çalışma gönüllü bir birlikteliğin ürünüyse, tek başına okyanuslara varmak için yelken açmakta bir tercihtir. Buna herkesin rızalık göstermesi gerekmez mi? Belki tek başına okyanuslara yelken açmak Donkişotça bir eylemdir. Ama bunada saygı duyup, anlayış gösterilmesi aforoz edilmemesi gereklidir.
Muradım okyanuslara varmak, yıldız olup mazluma ışık saçmak, Hızır olup darda kalanlara yardım etmekti. Muradıma varmak için ömür yetmedi. Ve zaman dolu ve gitme vakti gelmişti. Süreli bir dünyandan süresiz bir çelişkiye doğru, tüm acıları, tüm sevdaları, aşkları ve yalnızlıkları geride bırakarak, kimseye hiç bir şey demeden çekip gitti. Hücredeki bir mahpusun yalnızlığında, bir dilin yasaklı hecelerinde, yasaklanan aşkların tutkulu bağlılığıyla her şeyi yarım bırakarak gitti. Kimsecikler duymadı.
31 Ocak 2010
http://www.aleviforumlari.com/forum/alevi-yoldas/12817-bir-murat-tuttum-...
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun








