Deylem orijinli hanedanlıklar
Deylemiler (Gilaniler)
Hazar Denizi’nin güney-batı kıyısının ve Gilan’ın dağlık kesiminin eski adı Deylem’dir. Hazar’ın tüm güney kıyısının Deylem olarak bilindiği dönemler olmuştur.Bugün Deylem adını taşıyan ayrı bir ülke ya da eyalet mevcut değil artık.İran’ın modern Gilan eyaleti eski Deylem’i de kapsamaktadır.Bu çalışmanın ilk bölümlerinde Hititler çağı kadar eski bir tarihte Deylemiler’in Anadolu yakasındaki varlığına işaret eden ipuçlarına değindim.
Polybius (M.Ö. 2. yüzyıl) ve Ptolemy (M.S. 2. yüzyıl) gibi klasik dönem yazarları da Deylemiler’den sözetmektedirler. Sasaniler’le ilgili kısımda Bizans tarihçileri Procopius ve Agathias’ın onlar hakkında söylediklerine, Lazistan ve Yemen seferlerine ve Kafkasya’daki Deylemi kolonilerine genişçe yer vermiştim. Deylemiler’in ortaçağ tarihi ve İran tarihindeki rolleri ise özellikle Buyi (Büveyh) hanedanlığının tarihçisi İbn Miskawaihi’nin İngilizce’ye The Eclipse Of Abbasid Caliphate başlığıyla çevrilen eserinde anlatılmıştır (The Eclipse, D. S. Margolıouth çevirisi, London, 1921).
Deylemiler ve Deylem orijinli Goranlar konusunda doğubilimci Minorsky’nin bir dizi makalesini de mutlaka anmak gerekir. Minorsky’nin bu konu hakkındaki belli başlı yazıları bu satırların yazarı tarafından yıllar önce Türkçe’ye çevrilip yayınlanmıştır (Bk. Dış Kaynaklarda Kırmanclar-Kızılbaşlar ve Zazalar).
Şimdi de Deylem ve Gilan’ın kendisindeki durum ve daha çok da 10. yüzyılda başlayan Deylemi yayılması üzerinde duracağım.
Deylem ve Gilan Orijinli Hanedanlıklar
Selçuklular’dan önce ismen Abbasi imparatorluğuna dahil görünen İran ve Irak’ta gerçekte Deylemi hakimiyeti vardı. Bu hakimiyetin aracı M.S. 10. yüzyılda bu ülkelerde yükselen çeşitli Deylemi hanedanlıklardı.
Gilan büyük ölçüde hariç tutulursa Deylemi hanedanlıkların belli başlıları, Justaniler, Musafirler, Ziyariler, Kakuyiler, Buyiler, Alamut İsmailileri (hatta Suriye İsmailileri de) ve Goranlar olarak sıralanabilirler.Bunların en önemlisi Buyiler adıyla bilinen hanedanlık oldu.
Daha çok Gilani olarak tanımlanan Ziyariler hariç adlarını andığım hanedanlıkların tüm geri kalanları Şii idiler. Makdisi gibi bazı yazarlar Deylem’i Şii, Gilan’ı ise çoğunlukla Sünni olarak tanımlarlar.
Deylemiler ve Gilaniler 10. yüzyıl sonrasında rekabet ve diğer gibi nedenlerle yer yer ayrı gruplar gibi anılsalar da eski zamanlarda bunlar arasında bir ayrım görülmemiş, etnik bakımdan bir ve aynı halk gibi bilinmişlerdir.
Hasani seyitleri ve daileri tarafından 8. yüzyılda Deylem ve Tabaristan’a Şii fikirler sokulmuş ve çok geçmeden Şiizm Deylemiler’in karakteristik inancına dönüşmüştür. Asya’da tarihin en ilk Şii (Zeydi) devleti Hasan-Oğulları tarafından Deylem ve Tabaristan’da kurulmuştur (864-928). Alamut’un ve diğer İsmaili kalelerin Deylem bölgesinde yükselişi tesadüf değildi.
The Truth-Worshıppers Of Kurdistan (1953) adlı eserinde W. Ivanow, Buyidler çağı ve sonrasında Deylemli/Deylemi teriminin Türklüğe (Sünni Selçuklular’a ve destekçilerine karşı) karşıt olarak İranlı ve Şii olmayı ifade ettiğini yazmaktadır (Bk. W. Ivanow, a.g.e., s. 16).
Benim düşünceme göre Anadolu’da Alevi sözcüğü de uzun süre daha çok Deylemiliğe referans olmuştur.
Bugün yoğun ve planlı şekilde Türkleştirilmeye ve Türk gösterilmeye çalışılsa da Türklük ve Alevilik tarih boyunca genelde çatışan faktörler olmuşlardır. Türkler’le Deylemliler’in çatışmalarına bir göz attığımızda onların İslami dönemde ilk kez Gazneliler ile Buyiler’in şahsında karşı karşıya geldiklerini görürüz. Gazneliler Sünni ve hilafet yanlısı iken, Buyiler Şii idiler. Daha sonra Selçuklular ve Buyiler olarak karşılaştılar. Selçuklular Sünni ve halife yanlısı, Buyiler Şii idi. İran ve Irak’ta Deylemli Buyiler’i ve Mısır’da da Fatımiler’i devirerek onların şahsında İslam dünyasında ilk kez kurulmuş bulunan Şii iktidarına son verenler Selçuklular oldu. İran, Irak, Suriye ve Anadolu’da Selçuk hakimiyeti kurulunca Deylemliler’le Türkler’in bu kez Alamut İsmailileri ve Selçuklular olarak karşı karşıya geldikleri söylenebilir. Alamut merkezli hareket Alevi, Selçuklular Sünni idi. Selçuklular’ın kendi hakimiyetleri altındaki ülkelerde sayısız Alevi kırımı yaptığı kayıtlara geçmiş bir gerçekliktir. Osmanlılar ve gerçekte T.C de Sünni ideolojinin temsilcileri oldular.
Şiilik ve Alevilik geniş anlamda İrani, daha özelde Zaza-Deylemi bir karekter taşıdı tarihte. Onu Türk kökenli gösterme ve Türklükle özdeşleştirme çabaları tarihin tersyüz edilmesidir.
Yukarıda adlarını saydığım Deylemi-Gilani beyliklerinin bir bölümü sadece Deylem (Gilan)’de, bir bölümü Deylem dışında veya hem Deylem hem de başka topraklarda hüküm sürdüler.
Azerbaycan Sacidler’i ve sonraları Şirvanşahlar adını alan Derbend yöneticileri gibi Araplar’a bağımlı hanedanlıklar ile Selçuk Türkleri’nin gelişi arasındaki dönemde kuzey-batı İran tarihi bu bölgede yerli İranlı halkların, en başta 10. yüzyılda Deylemiler’in dirilişi ve yükselişiyle ayırt edilir.
Daha önceleri pek dikkati çekmemiş olan Deylem bölgesinin nasıl olup da 10. yüzyılda ansızın öne çıktığı ve öylesine geniş askeri seferlere insan gücü sağlayabildiği, bu dirilişte dinsel faktörün rolü (eski İran dini veya Şii İslam olsun) gibi konular hâlâ tarihçileri düşündüren sorulardır.
Deylem’in enerjisini dışarıya taşırmada Şii doktrinlerin önemli rol oynadığı kanısı yaygındır. Bu süreçte oluşan Deylemi hanedanlıklarının eski Sasani (Zaza) imparatorluğunu ve Zerdüşt dinini canlandırma ideali taşıdıkları ve bu yönde çabaladıklarının sayısız işaretleri vardır.
Bu hanedanlıkların herbiri hakkında özet bilgiler vermek zorundayım.
Justaniler (Custaniler, 805-927)
Onların adları ilk kez Abbasi halifesi Harun Reşit’in Hazar bölgesi yöneticilerini Rey kentinde topladığı 805 yılında duyulur. Bu yöneticilerden biri Custan (Jastan, Banu Custan) ailesinden Deylem kralı Marzuban (Marzban) b. Custan idi.
Daha gerilere dayanmakla birlikte bu hanedanlığın bilinen ilk yöneticisi Marzuban b. Custan (Jastan)’dır.
Sonraki yöneticilerinden saptanabilenler şunlardır: Jastan (II) veya Abu Lili (816), Wahsudan b. Jastan (872), Jastan (III) b. Wahsudan (860’lar ve sonrası), Ali b. Wahsudan (ölm. 919), Husrau-Firuz b. Wahsudan, Mehdi b. Husrau Firuzan (920’lerin sonu).
Bu hanedanlığın 927’lerden sonraki tarihi hakkında herhangi bir bilgi mevcut değildir. Bu tarihten sonra onları yenilgiye uğratmış olan rakipleri Musafiriler’in adları duyulur daha çok (Bk. Minorsky, EI, Daylam ve Musafirid maddeleri; H. L. Rabino, Les Dynasties Locales Du Gilan Et Du Daylam, 1949, Paris).
Musafiriler (916-1090)
Deylem, Arran, Ermenistan ve Azerbaycan’da oluşan Tarom çıkışlı bu hanedanlık, Salariler ve Kangariler gibi adlarla da bilinmektedir.Musafir adının aslının İrani Asfar (Asvar) sözcüğü olduğu sanılıyor.İranlı bilgin Kasrawi bu ailenin orijinal adının Kangariler (Al-ı Kankar) olduğunu öne sürdü.
Musafiriler Deylem’in yönetici ailesi Justaniler’le karşılıklı evlilikler yaparak bir ölçüde onlarla karışmış ve onlara özgü Justan, Wahsudan ve Marzuban gibi adlar almışlardır. Diğer Deylemli ve Gilanlı hanedanlıklarda olduğu gibi Musafiriler arasında da Salar ve Sa’luk gibi ad ve ünvanlarla karşılaşırız.
Onlardan adı bilinen ilk yönetici 916 yılı öncesinde yöneten Tarom (Deylem) egemeni Muhammed b. Musafir’dir (E. Sachau’da Salar Muhammed Bin Musafir Al-Dailemi). Justaniler’den bir kadınla evlenmiş olan Muhammed, başlangıçta Deylemli Makan Bin Kaki’nin Seraskeri’ydi.
Ondan sonraki Musafiri yöneticilerinin adları şöyle verilmektedir:
Marzuban I b. Muhammed (Arran ve Azerbaycan, 941), Wahsudan b. Muhammed (Tarom, 941-57), Justan I b. Salar Marzuban (Azerbaycan, 957-60), İbrahim I b. Marzuban (960-66, Azerbaycan’da 983’e kadar), Marzuban II b. İsmail b. Wahsudan (984’e kadar Tarom’da), İbrahim II b. Marzuban II (997-1029?), Justan II b. İbrahim (1045), Musafir b. İbrahim (1062).
İbrahim II b. Marzuban 1029 yılında kısa bir süre için Tarom’u Gazneliler’e kaptırdı. Sonraları Selçuklu Tuğrul’un vasallarına dönüşen ve ardından da belirsizliğe gömülen Musafiriler’in Wahsudan kolunun Alamut Nizarileri tarafından ortadan kaldırıldığı sanılıyor.
Musafiriler prensliğinin en önemli figürü Marzuban (Salar Marzuban, 941-957)’dı. Sacidler’den Yusuf’un 926 yılında ölmesini takiben Azerbaycan ilkin Gilanlı Laşkari bin Mardi ile Harici bir Kürt olan Daysam b. İbrahim arasında mücadele alanına dönüşmüş ve Laşkari b. Mardi’nin Ermenistan’da ölmesinden sonra da Musafiriler’den Marzuban Erdebil ve Tebriz’i işgal ederek Daysam’a karşı üstünlük sağlamıştır.
Topraklarını kuzeyde Derbend’e kadar genişleten Marzuban (Salar Marzuban), 943-44’te bir yandan Hazar Denizi ve Kur Nehri yoluyla kendi topraklarını istila eden Ruslar’a karşı ve bir yandan da aynı sıralarda Azerbaycan’da egemen olmak için çaba sarfeden Musul Hamdanileri’ne karşı mücadele etmek zorunda kalır. Salmas’a kadar gelen Hamdani kuvvetleri çok geçmeden Nasır al-Dewle tarafından Azerbaycan’dan geri Musul’a çağrılır ve Rus kuvvetleri de karşılaştıkları direniş nedeniyle geri çekilmek zorunda kalırlar.
947 yılından itibaren Musafiri toprakları bu kez Buyiler’in genişleme çabaları tarafından tehdit edilir.
Ermenistan’ın Eski Zazalar dediğim halk tabakasına mensup olan Bagrat ve Artsruni (Artzruni) beyleri 950’lerde Marzuban’a haraç ödeyen yöneticiler arasında sayılmaktadırlar.
Kırmanciye (Ermenistan), Dwin’i elinde bulunduran Marzuban’ın oğullarından İbrahim (Salar İbrahim)’in yönetiminde idi.
İbrahim b. Marzuban 979 yılında Rawwadi ailesi tarafından Azerbaycan’daki topraklarından edilir. Ama İbrahim b. Marzuban’ın oğlu Abu’l Haica Dwin’i elinde tutar. Ermeni tarihçisi Asolik’te Abu’l Haica’dan Ablhac Delmastani olarak sözedilir. Dwin’in bu Musafiri emiri Ebu’l Hac Delmastani 982-983 yılında Kars kralı Muşel’in daveti üzerine Ermenistan (Kırmanciye) içlerine bir sefer yaptı. Daha sonra Bizans imparatoru Basil II’yi bile ziyaret ettiği ve Gürcistan ve Ermenistan’da dolanıp durduğu kaydedilen Delmastani sonunda kendi adamları tarafından Ukhtik (Olti)’te öldürülür. Olti, Erzurum’a bağlı modern Oltu olsa gerektir.
Daha sonra Musafiriler’den Delmastani’nin toprakları ilkin Ordubad emiri Ebu Dulaf Şalbani tarafından işgal edimiş, bir zaman sonra da Ebu Dulaf’ın elinden diğer Musafiri toprakları gibi Azerbaycan Rawwadiler’i (Azerbaycan’lı Ebu’l Haica bin Rawwad) tarafından ele geçirilmiştir.
Böylece Rawwadiler, Minorsky’nin ifadesiyle, mirasçısı olduklarını iddia ettikleri Deylemi Musafiriler’in tüm topraklarının kontrolünü ellerine geçirdiler. Minorsky’e göre karşılıklı evlilikler yapmış olsalar da ‘Arap-Kürt’ karışımı olan Rawwadiler’i Deylem orijinli Musafiriler’le ilişkilendirmek için neden yoktur (Bk. Clifford-Edmund-Bosworth, The Islamic Dynasties, 1967).
Ziyariler (927-1090)
Deylem’in dağlık bölgesi 10. yüzyıl başlarında kendi insan gücünü asker olarak Abbasi ordusuna ve başka hanedanlıkların ordularına göndererek boşalttı. Ziyaridler adıyla bilinenler işte bu Deylemi savaşçıların en korkulularından birisi olan Mardawic b. Ziyar’dan gelmedirler. Onlara adını veren Gilan yöneticisi Wardan-Şah’ın babası bu Ziyar’dır. Hanedanlığın kurucusu ise Ziyar’ın oğlu Mardawic’dir.
Bu adam Samani ordularındaki Asfar Bin Shirawaihi adlı bir generalin isyanından yararlanarak kuzey İran’ın çoğunu ele geçirdi ve çok geçmeden nüfuzunu Isfahan ve Hemedan kadar güneye dek yaydı. İlkin Kazvin ve Rey kentlerini ele geçiren Mardavic, ardından Deylemli Makan Bin Kaki (Kali)’yi yenilgiye uğratarak Tabaristan’ı da zapetti.
O’nun bu zaferini takiben üçü de Deylemli Makan Bin Kaki’nin ordusunda birer kumandan olan Ebu Şucah Buwaih (Büveyh)’in üç oğlu Ali, Hasan ve Ahmet kardeşler Makan’ı terkederek Ziyariler’den Mardavic’e katıldılar (931). Bu sırada Mardavic, üç kardeşin en büyüğü Ali’ye Karac eyaletinin yönetimini verdi. 932 yılında Karac (Karaj) yöneticisi Ali b. Buwaih, Mardavic’e karşı isyan ederek Isfahan’ı ondan ele geçirdi. Ama daha sonra geri Mardavic’e boyun eğmek zorunda kalan Ali, garanti olarak kardeşi Hasan’ı ona rehin olarak gönderdi (934).
Mardavic Bağdat’ı zaptetme planını hayata geçiremeden 935 (943?) yılı başında kendi ordusundaki Türk birlikleri tarafından Isfahan’da öldürülünce imparatorluğu çok geçmeden bölündü.
Mardavic’in ölümünü takiben Rey kentinde halk ve Bağdat üzerine yürüme hazırlığı yapmakta olan Deylemi ordusu tarafından onun kardeşi Wuşmgir halef ilân edilmişti.
Ama 940 yılında ona karşı harekete geçen Buyi kardeşlerden Ali (Imad al-Dewle) ve Hasan (Rukn al-Dewle), Isfahan ve Rey kentlerini zaptettiler. Waşmgir (ölm. 967), Buyiler karşısında tutunamayıp Horasan’ın Samani yöneticilerine sığındı.
Ziyariler’i hemen bütün diğer Deylemi hanedanlıklarından ayırt eden şey, onların Şii değil en azından görünürde Sünni olmalarıydı. 11. yüzyıl başlarında arta kalan Ziyariler Gazneliler’in egemenliğini tanımak zorunda kalmış, karşılıklı evlilikler yoluyla onlarla birbirine bağlanmışlardı. 1030’lar sonrasında Selçuklular Gurgan ve Tabaristan’ın belirli kesimlerini ele geçirdiklerinde onların ulaşılması zor iç bölgelerde hâlâ yaşayabildikleri sanılıyor.
Ziyari emiri Key Kaus’un oğlu Gilan Şah bu ailenin bilinebilen son üyesidir (Bk. Ibn Maskawaih, a.g.e.; Clifford-Edmund-Bosworth, a.g.e.; C. E. Bosworth, The Medieval History Of Iran, Afghanistan And Central Asia, London, 1977).
Büveyhiler (932-1062)
Selçuk istilasının hemen öncesinde İran’ın toprakça en büyük ve güçlü hanedanlığı Buyiler’di. İran tarihinin Minorsky tarafından Deylemiler Peryodu olarak tanımlanan 10. ve 11. yüzyılları onların damgasını taşır.
Deylem orijinli olan bu hanedanlığın kurucuları 931 yılında Makan b. Kaki’nin, bu tarihten sonra da Makan’ı yenilgiye uğratan ve Ziyariler hanedanlığını kuran Mardavic’in ordusunda birer kumandan olan Ebu Şuca Buwayh’ın oğulları Ali, Hasan ve Ahmet adlarındaki üç kardeştir.
Babaları Ebu Şuca Buwayh, eski Sasani (Zaza) şahlarının soyundan geldiğini söylüyordu ve liderliği altındaki Deylemi birliklerinin başında bir zaman için Horasan egemeni Samaniler’in ordusunda bulunmuştu.
O’nun oğulları olan üç kardeş ilk kez Ziyari Mardavic’in ordusunda ünlendiler.
Ali, 931 yılında Mardavic tarafından Karac eyaletinin yöneticisi yapılmıştı. 932 yılında bir isyan girişiminde bulunup başarısızlığa uğrayan Buyi kardeşlerin en büyüğü Ali (Imad al-Dewle, 892-949/950) ile kardeşi Hasan (Rukn al-Dewle, ölm. 976), 940 yılında bir kez daha isyan ederek Isfahan ve Rey kentlerini Ziyariler (Mardavic’ten)’den ele geçirdiler ve bundan kısa bir süre sonra ise Fars eyaletinin tümünün egemenleri haline geldiler. Kardeşlerden Hasan Cibal’e, en küçükleri Ahmet (Mu’izz al-Dewle, 915/16-967) ise Kirman ve Kuzistan’a sahipti. 945 yılında üç kardeşin en küçüğü olan Ahmet’in Bağdat’ı da zaptetmesiyle Deylemli Buyiler Abbasi imparatorluğunun gerçek yöneticileri haline geldiler. Ahmet ibn-Buwayh’ın Bağdat’a girdiği tarihte Abbasi halifesi Al-Mustakfi (944-46) idi.
Müstekfi, Muti (946-74), Tayi (974-91), Kaadir (991-1031) ve Kaaim (1031-75) Buyiler altındaki Abbasi halifeleriydi. Buyi Adud ad-Dewle, P. K. Hitti’nin verdiği bilgiye göre halife Tayi’nin kızıyla evlendi. Abbasiler ve Buyiler/Deylemiler arasındaki bu türden karşılıklı evlilikler bazı rivayetlerdeki Abbasi orijinlilik iddialarının bir kaynağı olabilir. Bu iddiaların bir diğer kaynağı da Buyi/Deylemi emirliğinin Abbasi devletinin bir devamı gibi görünmüş olmasıdır.
Sasani (Zaza)-soylu olduklarını söyleyen Buyiler, Bağdat’ı zaptetmekle adeta Sasaniler (Kisralar)’in Kadsiye ve Nehrivan bozgunlarının intikamını Araplar’dan almış oluyorlardı.
Buyiler’in değişik kolları mevcuttu: Ana kolları başkenti Şiraz olan Fars ve Huzistan kolu (934-1062), Kirman/Karman kolu (936-1048), kendi içinde Hemedan-İsfahan (977-1028) ve Rey (977-1029) şubelerine ayrılan Cibal kolu (932-1028) ve Irak kolu (945-1055) idiler.
Buyiler’in tarihi boyunca Şiraz, Kirman ve Bağdat gibi kentler önemli rol oynadılar.
Fahreddin Kirzioğlu’nun Kars Tarihi adlı kitabında değindiği Erzurum’daki Arapça bir eski vakfıyeye ve bazı yerel rivayetlere göre 1040’larda Horasan ve Kirman’dan Erzurum’a önemli bir göç olmuştur ki, bu dönemin Kirman yöneticileri Buyiler, Kirman halkının önemli bir bölümü de Deylemiler’di.
Bu göçün sebebi belki de Selçuklu Kavurd’un Kirman/Karman istilasıdır. Çünkü başlarında dervişleri ve şeyhleri bulunan bazı aşiretlerin bu göçü 1049 yılından önce gerçekleşmiştir. Bu istilayı takiben Tuğrul döneminde İbrahim Yınal ve Kutalmış’ın modern Erzurum bölgesindeki Erzen (Arzen) kentini zapettikleri sırada (1049) ya da Selçuklular’la ittifak yapan Saltuklular’la birlikte de gelinmiş olabilir.
Kirzioğlu 1049 yılından önce yapıldığını söylediği bu göçle gelenlerin Arabistan’dan Horasan’a, Horasan’dan Kirman’a ve Kirman’dan da Erzurum Pasinler’e gelip yerleştiklerini ve Horasan adlı yerleşmenin adının da Erzurum’a onlar tarafından getirildiğini yazmaktadır.
Bunlar, Kirzioğlu’nun aktardığına göre, yerleştikleri köyleri Sasani kralı Kisra Anuşirvan (Nuşirvan-ı Adil, 531-579) soyundan olduğu söylenen bir Melik’ten satın almışlardır.
Kirman’dan gelerek Pasinler’e yerleşenlerin adları ve yerleştikleri köylerin isimleri enteresandır. Bunlar arasında imam Muhammed Bakır soyundan olup Kutb-ül-Arifin sayılan Seyyid Şerif Muhammed Cihangir’in oğlu Halil Divani (Khalli Divane, Çoban Dede) lakaplı Yagan Baba, Veli Baba (Deli Baba), Horasan Baba (adını Erzurum Horasan’a veren kişi olarak tanıtılıyor ve kendisinden Seyyid-Şerif Kemalüddün Baba olarak da söz ediliyor), Kızılca Baba, Postlu Baba, Görüşken Baba adlarında altı veya yedi ermiş kardeş ve misyoner kişiden sözediliyor. Ayrıca Seyyid Çokander (Çoğundur) ve Ali bin Süleyman Ede-Bali adları geçiyor. Bu son ad bir Ahi olan ve Osmanlı devleti kurucusu Osman’ın üvey babası diye de bilinen ünlü Şeyh Ede-Bali (1202-1323)’nin adını anımsatıyor.
Kirman’dan gelenlerin bir yerleşmesi de Kırmacılar olarak verilmektedir. Bu adın doğrusu Kırmanclar olabilir ve Kirman’dan getirilebilir. Kirzioğlu’nun Saltuklular’la ve Emir Ahmet’le bağlantılı olarak andığı Yesevi nisbesini hatırlatan emir veya general Yasi (İsa Böri?, Yasi Pari?)’nin adı da dikkate değerdir. Evliya Çelebi, bir aralık Erzurum’a, daha sonra da Kars’a dahil görünen bir Yasin Sancağı’ndan sözetmektedir. Belki Yasi adının doğrusu da Sin (San) sözcüğüyle de ilişkili gibi görünen Yasin adıdır. Evliya Çelebi, Yasin adında bir Azerbaycan yerleşmesinden de sözetmektedir.
Buyiler’in en güçlüsü Adud-ad-Dewle oldu. Buyi konfederasyonu azami birliğine ve gücünün zirvesine İran, Irak, hatta Umman’daki Buyi topraklarını kendi yönetimi altında birleştiren Adud-ad-Dewle döneminde ulaştı. Batıda Cezire Hamdanileri’ne, doğuda ise Tabaristan Ziyarileri ve Horasan Samanileri’ne karşı genişlemeci bir politika izleyen ve Buyi devletini bir imparatorluğa dönüştüren Adud-ad-Dewle öldükten sonra hanedanlık içinde iç çekişmeler öne çıktı.
Buyiler arasında birlik ve dayanışmanın zayıflaması Gazneli Mahmut’un 1029 yılında Rey ve Cibal’i onlardan elegeçirmesiyle sonuçlandı. Gazneli Mahmut’un bu başarısı ile Selçuklu Tuğrul’un önü açılmış oluyordu. Amacının Batı İran’ı ve Irak’ı Şiiler’in elinden kurtarmak olduğunu ilan eden Selçuklu Tuğrul, bu yolla Sünni inançtaki halka kendi istilasını bir kurtarış gibi göstererek 1055 yılında Bağdat’a girebildi.
Böylece Buyiler Bağdat’ı yitirdiler. Ama Fars eyaletini yedi yıl daha Buyiler yönettiler. Ardından ilkin Şabankaralar’a kaptırılan Fars eyaleti de Selçuklular’ın eline geçti.
Böylece Buyiler’in Cibal kolunun Rey şubesine 1029 yılında Gazneliler, Kirman koluna 1048’de Selçuklu Kawurd, Irak koluna 1055’te Selçuklu Tuğrul, Fars ve Ahwaz (Huzistan) koluna ise Şabankaralar son verdiler.
Deylemiler’in çoğunluğu gibi Buyiler de Şii idiler. Kendi egemenlikleri altındaki topraklarda Şiiler’in geleneksel kutlamalarını tanıttılar. Şii teolojinin de onların yönetimi döneminde bir sisteme kavuşturulduğu ve geliştirildiği kabul edilir.
Kendi orijinlerini Sasaniler’e dayandıran Buyiler’in Şiiliği anti-Arap İrani hislerin, daha doğrusu Sasani (Zaza) ulusal duygularının bir ifadesi idi. Şehinşah ünvanını benimsemeleri de Sasani (Zaza) ulusal duygularına işaret ediyordu.
Abbasi devletinde iktidarı ele geçiren ve yüz yıldan daha uzun süre onu ellerinde tutan Buyiler’in Şiiliği bazı kaynaklara göre Onikici Şiilikti.
Diğer nedenlerin yanısıra bu konuda da Mısır’da iktidarı ellerinde tutan ama Şiiliğin İsmaili kanadına bağlı olan Fatımiler’le karşı karşıya geldiler ve Abbasi hilafetini ortadan kaldırmak girişiminde bulunmadılar (Bk. Ibn Maskawaih, a.g.e.; C. I. Cahen, EI, Buwayhids; Clifford-Edmund-Bosworth, a.g.e).
Kakuyiler (1008-1119)
Bu adın kökü Deylemi dilinde dayı anlamına gelen Kaku sözcüğüdür. Çünkü 1008 yılında Isfahan ve çok geçmeden de Hemedan ve diğer batı İran kentlerinin yöneticisi haline gelen Ibn Kakuya lakaplı Ala-ad-Dewle Muhammed b. Duşmanziyar, Buyi emiri Majd-ad-Dewle’nin dayısıydı. Rey ve Cibal Buyiler’i onun babası Duşmanziyar’a Şahriyar kentinin yönetimini vermişlerdi. Ünlü filozof Ibn-Sina (Avicenna) ölümüne dek kendi sarayında şair ve bilginleri teşvik eden İbn-Kakuya’nın veziriydi.
Kakuyiler, Buyiler’in gerileme sürecinde Orta ve Batı İran’da yükseldiler. 1029’da Gazneli Mahmut Rey’i zaptettiğinde İbn-Kakuya ona boyun eğmeye zorlandı. Ama Gazneliler bu uzak fetihleri uzun süre koruyamadılar. Nitekim bir süre sonra İbn Kakuya Rey’i geri zaptetti. Ardından Selçuk istilası diğer Deylemi hanedanlıklar gibi Kakuyileri de savunmaya itti.
1041 yılında İbn Kakuya öldüğünde Isfahan’da onun yerine geçen oğlu Faramurz Selçuk üstünlüğünü tanımak zorunda kaldı. Böylece bağımsızlıklarını yitiren Kakuyiler Selçuk vasalı haline geldiler. 1051 yılında Isfahan’ı zapteden Tuğrul onu kendi başkenti yaptı. Feramurz’a ise Abarquh ve Yazd verildi. Hemedan ve Nihavan’ı yöneten Feramurz’un kardeşi Garşasp ise istilacı Oğuzlar karşısında Fars Buyileri’ne sığındı.
Son Kakuyiler’in kendilerini İran Selçukluları’nın rejimine adapte ettikleri kaydediliyor.
Çağrı Bey’in kızıyla evlenen Ali b. Feramurz Yazd’da babasının yerini aldı. Bu ailenin kaynaklarda anılan son üyesi Garşasp b. Ali ise Sultan Muhammed ve Sultan Sencer’in bacılarıyla evlenmiştir (Bk. Clifford-Edmund-Bosworth, a.g.e., s. 97-98; Cl. Huart, EI, Kakoyids maddesi).
Dersim’in Karabal aşireti içinde Kango’lar (Kango-zadeler) ve Kegolar (Ali Kegolar ve Tavuklu Kegolar) adlarını taşıyan iki kabile ile karşılaşıyoruz. Feratan aşiretinin de Kengolar adında bir kabilesi kayd edilmektedir (Bk. JUK tarafından hazırlanan Dersim adlı kitap).
Bu kabilelerin, ayrıca Kiğı ve Kangal yerleşmelerinin adları Kangariler (Musafirler)’in ve/veya Kakuyiler’in adlarıyla bağlantılı olabilirler. Kerkük civarında Goranice konuşan kalabalık Kakai aşiretinin adı da Kakuyiler’le bağlantılı görünüyor.
Alamut Devleti (1090-1256)
Batı dillerinde Assassinler adı verilen ve adları bu sözcüğün kaynağı olan Yeni İsmaililer veya İran Nizarileri kendi üyeleri tarafından Yeni Propaganda (Al-Dawah al-Jadidah, Yeni Dava) olarak adlandırılırdı. Fatımiler içindeki bir bölünmeden doğan bu hareketin başlatıcısı Tus’lu veya Rey’li bir İranlı olduğu söylenen ve kısaca Hasan-ı Sabbah (1040/53-1124) veya Batı’da ünlendiği adla Dağların Yaşlı Adamı (Şeyh El-Cabal) olarak bilinen Al-Hasan bin Ali b. Muhammed b. Cafer b. al-Hüseyin b. as-Sabbah al-Himyari’dir. Rey kentinde oturduğu için kendisne Al-Razi soyadı da verilmiştir. Babası Yemen orijinli olup antik Himyariler’in soyundandı. Daha genç yaşta Rey’de Batınilikle tanıştı ve eğitildi. Mısır’da bir-buçuk yıl kaldıktan sonra bir Fatımi misyoneri olarak geri İran’a döndü. 1090 yılında Deylem’in güçlü Alamut (Kartal Yuvası) kalesini ele geçirerek başlattığı yeni hareketin merkezi karargâhı ve üssüne dönüştürdü.
Bu hareketin tarihindeki ilk olay olan Alamut zaptı, Selçuklular tarafından son verilen Buyi (Deylemi) hakimiyetinin geri dönüşü olarak görülebilir.
Alamut üssünden İran, Irak, Anadolu ve Suriye’ye akınlar yoluyla çeşitli kaleler ele geçirildi ve birbirinden uzak kaleler şebekesinden oluşan değişik türden bir devlet, daha doğrusu devlet içinde devlet oluştu. Bu hareket, Şii hareketi ve diğer muhalefeti kılıç zoru ve katliamlarla bastıran Sünni Selçuk yönetimine karşı bir meydan okumaydı ve bir anlamda Selçuklular tarafından yıkılan Şii ve Deylemi (Buyi) iktidarının bir devamıydı. Varolmak ve amacına ulaşmak için kısa saplı hançerler kullanan bu gizli örgüt, hançerin kılıca üstünlüğünü kanıtladı.
Hasan Sabbah’tan sonraki Alamut şeyhi Kiya Buzurg Umid (1124-1138)’dir. Deylem’in bir yerlisi olan Kiya Buzurg Umid’in yoldaşlık dışında Hasan Sabah ile bir akrabalığı yoktu. Ama ondan sonra yerine oğlu Muhammed (1138-1162) geçer ve Alamut’ta şeyhlik (imamlık) artık hep baba-oğul çizgisinde ilerler: Hasan Ala Dhikrih’s Salaam (II. Hasan, Hasan-ı Sani, 1162-66), Nur u’d-Din Muhammed (II. Muhammed, 1166-1210), Hasan Cealu’d Din (Celal al-Din Hasan, 1210-1220), Marko Polo’nun sözünü ettiği Aladdin Muhammed (1220-1255) ve Rukn U’d-Din Kurşah (1255-56).
Mısır’ı Rusya, Abdullah Kaddah’ı da “İslam’ın Lenin’i” olarak tanımlayan ve Fatımi halifelerinin Stalin’in politikalarını temsil ettiğini düşünen Frank Ridley’e göre, Hasan İbn Sabah “İslam’ın Troçki’si” idi ve onun politikaları da Dördüncü Enternasyonal’inkine paralel düşüyordu (Bk. Frank Rıdley, The Assassins, s. 67-68).
Mevlana Celaleddin Rumi’nin mürşidi ünlü sufi Şems-i Tebrizi (Şemsuddin Muhammed, ölm. 1247)’nin Alamut İsmailileri’yle ilişkili olduğu, hatta Alamut imamlarından Aladdin Muhammed (1220-55)’in veya Ruknu’d-din Khurşah (1255-56)’ın oğlu ve Nizari İsmailileri’nin Alamut düştükten sonraki imamı olduğu rivayet edilmektedir. Ama Dağların Yaşlı Adamı’nın sonuncusunun gezgin derviş Şems-i Tebrizi’ye dönüştüğü ne ölçüde tarihseldir bilemiyorum. Kaynaklarda birbirlerine karışan ya da karıştırılan üç adet Pir Şems (Seyit Şems)’in varlığı da bazı güçlükler çıkarmaktadır.
Bir Hasan-ı Sabbah hayranı olduğu kaydedilen Babai ayaklanmasının önderi Baba İshak (Baba İshak Kefersudi veya Baba İshak-ı Firdevsi) da, Cemal Kutay’ın dayandığı kaynaklara göre Alamut (Elmut) şeyhi Alaeddin bin Muhammed bin Hasan-ı Sani tarafından Anadolu (Rum) dailiğine atanmış bir Batıni, yani Alamut’la bağlantılı bir Hasan-ı Sabbahçı idi.
Burada Baba İshak’ı Anadolu dailiğine atadığı söylenen kişi Marko Polo’nun Alamut’ta bir cennet kurduğunu söyleyerek kendisinden sözettiği Alaeddin Muhammed (1220-55) olmalıdır. Çünkü onun dışında adı Alaeddin olan başka bir Alamut şeyhi bilinmiyor. Babai isyanı (1239-40) da onun dönemine rastlamaktadır.
F. Rıdley’in referans verdiği bir rivayete göre dünyaca ünlü Aladdin’in Lambası ve Açıl Susam öykülerinin kahramanı bahsini ettiğim Aladdin isimli bu Alamut şeyhidir.
Cemal Kutay’ın yazdıklarından Sivas kadısı İranlı (Şirazlı) Muhiddin Muhammed b. Ali b. Ahmet Tahimi (ölm. 1202) de bir Şii ve Batıni olup Alamut’un halifesi olarak görünüyor. Kutay’a göre Baba İshak başlangıçta Muhiddin’in, o öldükten sonra da Amasya tekkesi şeyhi ve eski Kayseri kadısı Baba İlyas’ın hizmetine girmiştir.
Cemal Kutay’ın anlattıklarından çıkan sonuç Babailer’in Batıni olup Alamut’la bağlantılı olduklarıdır.
Babai isyanının başladığı bölgede ve çevresinde Ali’yi Tanrı bilen Alawiler veya diğer adlarıyla Nuseyriler (İran Nuseyrileri’ne Ehl-i Hak ve Ali İlahi denmektedir)’in yanısıra Alamut’tan yönlendirilen Suriye Nizarileri’nin varlığı dikkate alınırsa bu görüşte gerçek payı büyüktür. Bence de Babailer, Ehl-i Hak (Gerçeğin Halkı) ve Alamut-Suriye İsmailileri ile çok sıkı bir bağlantıya sahiplerdi. Kaldı ki o çağda Selçuklular’ın en güçlü rakipleri ve bölge düzeyinde onlara karşı mücadele eden tek ciddi muhalefet Alamut merkezli Batıniler’di.
Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı kitabında Fuad Köprülü şöyle demektedir:
“Anadolu’daki Batıniler’in büyük kısmı, Anadolu ile fikri ve ticari münasebetleri pek sıkı bulunan ve eskidenberi Batıniyye akidelerine bir sığınak olan Suriye’den gelmişlerdir...Zaten Suriye’de tasavvuf perdesi altında birtakım Batıniler’in bulunduğunu biliyoruz. Hülagu’nun Alamut kal’asını zabt ile İsmailileri yok etmesinden sonra kaçıp kurtulan birtakım Batıniler’in de Anadolu’ya gelerek tasavvuf perdesi altında tahrik ve fesatlara kalkışmaları çok tabiidir...İşte bu bakımdan gerek Babailer ayaklanmasını, gerek Ahiler teşkilatını, gerek Hurufilik ve Bektaşilik hareketleriyle bunları takip eden dini hareketleri esas itibariyle Batınilik’ten çıkmış sayabiliriz.” (Bk. Köprülü, a.g.e., s. 176-77, dipnot 34).
Yeni İsmaililer (Nizariler)’in Alamut’tan gönderilen dailer tarafından oluşturulan Suriye kolu (1097-1273), Haçlı seferlerinin başladığı aynı tarihlerde doğar ve bu seferler boyunca da varlığını korur. Hareketin Suriye ve Lübnan’da toplam dokuz kalesi vardı. Başkentleri Hama ile Suriye’nin deniz kıyısı arasındaki Nuseyri dağlarında bulunan Masyaf Kalesi’ydi.
Suriye kanadının yöneticileri tam olarak bilinmiyor.
Adları bilinebilenler şunlardır: 1103-1113 arası yıllarda hareketin liderleri Al-Hakim al-Munaccim ve Ebu Tahir al-Saigh’dirler. Onları takiben 1130 yılına kadar birbiri ardısıra Behram ve İsmail yönetirler. Daha sonra sırasıyla Şeyh Ebu Muhammed (1109-1169), Khwaja Ali b. Masud, Şeyh al-Cabal diye ünlenen ve başlangıçta bir Nuseyri olan Suriye kolunun en ünlü ve en yetenekli lideri Basralı Sinan İbn Salman İbn Muhammed (Reşid al-Din, 1169-1193) ve Nasr gibi liderlerin adları duyulur.
Urfalı Matthew kendi kronikinde 1157-1158 yılında Sebastus Toros’un kardeşi Stephen’in Qarmatyanlar ile birlikte Bahesni’nin yardımına geldiklerini kaydeder. O’nun burada Karmatlar dedikleri Suriye Nizarileri’dirler (Benyamin Tudela da Suriye Nizarileri’nden Karmatyanlar diye sözeder) ve onların Babai isyanından yetmiş-seksen yıl kadar önceye rastlayan bu tarihlerde Babai isyanının başladığı bölgedeki Besni ve çevresinde faal oldukları anlaşılmaktadır.
Matthew’de adı geçen Stephen, Küçük Ermenistan diye de bilinen ve Ruben soyu tarafından yönetilen Klikya’daki Ermeni devletinin yöneticilerinden biriydi (1157-58). Kardeşi Toros’un Hristiyan karşıtı tavırları yüzünden onu desteklemediği söylendiğine göre, Besni halkı tarafından desteklenen Klikya Ermenistan’ı kralı Stephen bir Hasan Sabbah’çı olmuş görünmektedir.
Hareketin başkenti konumundaki Alamut ve ona bağlı İran’daki diğer kaleler 1256 yılında Moğollar tarafından ele geçirildiler. Moğollar 1260 yılında Suriye kanadının karargahı olan Masyaf’ı da ele geçirdiler, ama Alamut ve diğer kalelerdeki kadar başarılı olamadılar. Suriye kanadına son darbeyi 1272 yılında Mısır Memlük sultanı Baybars vurdu. Ama Moğollar gibi katliamlar yapmadı. Suriye Nizarileri’nin kendi kalelerinden beşini 1326 yılına kadar korudukları kaydediliyor (Bk. P. K. Hitti, a.g.e., Frank Rıdley, a.g.e., Farhad Daftary, The İsma’ilis, 1992).
Suriye Nizarileri’nin kendi kalelerini 1326 yılında hâlâ elde tuttuklarını Fas’lı ünlü seyyah Ibn Batuta (1304-1368/1369)’nın yazdıklarından biliyoruz.
Ibn Batuta, 1326 yılında Halep, Antakya ve Sis kentlerini dolaşır ve Küçük Ermenistan girişi dediği Sis civarındaki kalelerden bazılarının ‘İsmaililer’ veya ‘Fidawiler’ adı verilen bir sekte ait olduğunu ve onlardan başka hiç kimsenin bu kalelere giremediğini kaydeder. Batuta, onları Mısır Memlük Sultanı Baybars’ın okları olarak tarif eder, yani onun tarafından suikastlerde kullanıldıklarını söyler (Bk. Ibn Batuta, Travels In Asia and Africa 1325-1354, s. 61-62).
Ibn Batuta İsmaili kalelerinin bulunduğu civarda, İbrahim b. Ethem’in mezarının olduğu Jabala kentinin ve kıyı bölgesi halkının çoğunluğunun ise Ali’nin tanrı olduğuna inanan, namaz kılmayan ve oruç tutmayan ‘Nuseyriler’ adında oldukça kalabalık bir sektten ve halktan olduğuna işaret eder.
Batuta’nın Nuseyriler’den sözederken aktardığı bir hikaye var ki, bu öykü 1239-40 Babai isyanının yaklaşık yüz yıl sonra hâlâ yaşayan anısı gibi görünmektedir. Bu hikayeye göre Nuseyriler’in ülkesine gelen ve Mehdi (İmam al-Mahdi) olduğunu söyleyen bilinmeyen bir adam onlara toprak vaad eder ve tüm Suriye’yi onlar arasında bölüştürür. Tüm Nuseyri sektini çevresinde toplayarak önde gelenlerinden herbirini birer kente atar. Jabala kentinden başlayarak onları Müslümanlarla savaşa hazırlar. Nihayet isyan eder, ama yenilirler. Yirmi bin Nuseyri katledilir, geri kalanlar dağlara sığınırlar (Bk. Batuta, a.g.e., s. 62-63).
Burada sözü edilen bir büyük Nuseyri (Alawi) ayaklanmasıdır.
Batuta’nın aktardığı çapta bir olay öyle görünüyor ki o civarda başlayan Babai isyanından başkası olamaz. Mehdi denen kişi de Babai isyanının önderi Baba İshak olabilir.
Goranlar ve Erdelan Prensliği (1168-1867)
İran’da daha çok Kirmanşah’tan Kasr-Şirin’e kadar uzanan bölgede yaşayan ve şimdi artık neredeyse eritilmiş bulunan Goranlar’ın ilk yurtlarının da dilleri ve geleneklerinden hareketle Deylem ve Hazar Denizi’nin güney kıyıları olduğu düşünülüyor.
Rich’e göre başkenti Sinna olan Erdelan eyaletini asırlarca yönetmiş olan beyler Goran orijinliydi. E. B. Soane, Erdelan Prensliği’nin dilinin de Goranice olduğuna işaret etmektedir (Ayrıca bk. Şerefname ve Enc. of Islam’ın Senna, Ardılan ve Shehrizur maddeleri).
Şerefhan’ın Moğollar peryodunda doğduğunu söylediği Erdelan Prensliği gerçekte daha eski olup 1168-1867 tarihleri arasında yüzlerce yıl yaşamıştır (Bk. Kürtler, İzadi).Bu prensliğin erken yöneticileri Şerefname’de babadan oğula şu şekilde verilmektedirler:
Baba Erdelan-Kelul-Hıdır-İlyas-Hıdır-Hasan-Bablo-Munzur (Bk. Şerefname, s. 99-100).
Şerefname’nin ‘İran Kürtleri’ dediklerinin tümü kendisinin de ifade ettiği gibi gerçekte Goranlar’dır. Başka deyişle bugün ‘İran Kürdistanı’ olarak tanımlanan coğrafya vaktiyle Goranlar’ın yurduydu. Şeref Han, Goranlar’ın dört aşiretini Siyah Mansuri, Çeğni, Zengine ve Pazukiler olarak kayddeder. Bunlardan Pazuki aşiretine Akkoyunlular ve Safeviler döneminde Kığı, Erciş, Hınıs, Adilcevaz ve Eleşkirt yörelerinin yönetimi verilmiştir. Bu durum adı geçen bölgelerde Goran varlığına veya belirtilen dönemde bu bölgelere bir Goran göçüne işaret eder. Kaldı ki Şeref Han’ın kendisinin aktardığı bir rivayette de Pazuki ve Sıwedi/Sıvidi aşiretlerinin aynıyetine işaret edilmektedir.
Şah İsmail’in Safevileri’ne katılan Pazukiler’den Şehsuvar-oğlu Çolak Halid oldukça ünlüdür. Bileğini savaşta kaybettiği için Çolak diye ünlenen Halid’e ve kardeşlerine Şah İsmail tarafından Hınıs ve Malazgirt bölgeleri verilmiştir. Çolak Halid, Yavuz Sultan Selim tarafından Çaldıran Savaşı’ndan hemen sonra öldürtülmüştür. Şerefname, Çolak Halit’in oğlu Üveys’in Şah Tahmasb döneminde Kığı’ya yerleştiğini de kaydetmektedir.
Goranlar’ın kollarından biri olan Siyah Mansur aşiretine ise Safeviler tarafından Tebriz, Kazvin ve Horasan’da çeşitli görevler verilmiştir. Şah Tahmasb, 1533’te Siyah Mansur aşiretinden Halil’i ‘Han’ ünvanı ile Goranların beylerbeyi olarak atamış, bir süre sonra da onu ve aşiretini Horasan sınırlarını savunmakla görevlendirmiştir.
Şeref Han’ın anlatımına göre Şah İsmail Safevi döneminde ünlenen Zengine aşireti de, Irak ve Horasan’da Safevi yöneticilerinin hizmetinde olmuş, bir kısmı da adına ‘Korciyan’ denilen Şahlık Muhafız Birliği’nde görev üstlenmiştir. Çegni aşireti de Safeviler safında Horasan’da çeşitli görevlerde bulunmuştur. Şerefname bu aşiretlerinin herbirinin aynı adlarla bilinen beyliklerini de anlatmaktadır (Bk. Şerefname).Şerefname’nin verdiği bu bilgiler Goranların Dersim ve çevresiyle bağlantılarının ve Safevilerle yakın ilişki ve ittifaklarının açık kanıtlarıdırlar.
Kaynak:
Dersim ve Zaza Tarihi:
Sözlü Gelenek ve Tarihsel Gerçek
IV. Bölüm
Tarih: 2003









