Erdoğan Çınar'ı Destekliyorum
Erdoğan Çınar'ı Destekliyorum
Erdoğan Çınar'ı kitaplarındaki pek çok görüşe, öngörüye ve teze katılmasam da, sırf Aleviliği bileşenlerinden sadece İslam'a indirgeyenlere karşı verdiği örnek mücadelesinden dolayı destekliyorum.
Ağzı olan konuşuyor. Alevilikte kitap arıyor, sünnet arıyor, tanrı arıyor, peygamber arıyor. Oysa unutmasınlar ki, Alevilik vahyi reddediyor. Dolayısıyla vahyin alıcısı olan bir peygamber fikrini kabul etmemiş oluyor. Kırklar Meclisi söylencesinde Muhammed, "Ben peygamberim" dediğinde içeri alınmıyor. Ya ne dediğinde alınıyor? "Yoksulların hizmetçisiyim" dediğinde. Zaten bu söylenceyi kavramayan Aleviliği kavrayamaz. Demek ki Alevilik peygamberli bir öğreti değil. Kendimizi kandırmayalım.
İster Sünnisi ister Şiisi, Müslümanlarla ne Allahımız, ne peygamberimiz, ne kitabımız bir ve aynıdır. Benzerlik gibi görünen yalnızca görüntüdedir, zahirdedir. Onlar Kabemiz Mekke'deki binadır der; bizler benim Kabem insandır deriz. Onların Allah'ı, herşeyin üstündedir. Eşi, benzeri ve ortağı yoktur. Doğa üstü ve aşkın bir Allah'tır. Kendi dışındakiler kuldur. Bizim Allahımız hayatın bizzat içinde, bizlerin içinde yani kalbimizdedir.
İnsan Tanrı'nın yeryüzündeki tecellisi, Tanrı'nın görünüş alanına çıktığı, varlığa geldiği bir varlıktır. O'nun dışında değil, ondan bir parçadır. 4 Kapı 40 makamı geçen, "Hak ile Hak olur" yani tanrılaşır. Bu Alevilikte kulluk olmadığı anlamına da gelir. Her insanın Tanrılaşma imkanı olduğundan, aracıya yani peygambere de ihtiyaç yoktur. Dolayısıyla peygamberler aracılığıyla inen kitaplara da... Alevi sadece yolda ilerlerken Mürşid'e, Pir'e ve Rehber'e ihtiyaç duyar; peygambere değil...
Hiçbir şey göründüğü gibi değildir Alevilikte. Marifet görünenin arkasındakini, yani batını keşfetmektir Alevilikte. O nedenle Alevi'nin, temelde, özde, batında Müslümanla hiçbir ortak noktası yoktur. Alevilik İslam coğrafyasında, İslam'a şerbetli, ona anti-tez olarak yeniden vücut bulan bir akım, bir öğreti olarak tarihin belli bir sürecinden itibaren karşılaşmakla birlikte; Aleviliğin kök(e)nleri tabii ki daha eskiye gider. Bundan dolayı Alevilik içindeki kavram ve kişiler İslami ve Arapça olmakla birlikte, bu kişi ve kavramlar özde Alevilik içinde bambaşka kavranmış ve anlamlandırılmıştır. Kafa karışıklığı bu ortak kavram ve kişilerden kaynaklanmaktadır. Halbuki öz tamamen farklıdır.
Ali'ye, Muhammed'e, 12 İmamlara, Kur'an'a yüklenen anlam, onların Alevilikteki yerleri çok farklıdır. Bu farklılıktan dolayı da Alevilik, İslam'a, onunla aynı coğrafyada yaşadıkları halde örneğin Hindistan kökenli Budizm'den daha uzaktır. Yani Budizm'e Aleviliğin özdeki, temeldeki yakınlıkları, İslam'a olandan çok çok fazladır. İslam ile özdeşlikler az önce belirttiğim gibi, sadece zahirdedir ama Budizm ile batında, özdedir. Bunu da zarfa bakanlar, yani şeriat ehli (zahirciler-zahiriler) anlayamaz. Sadece şeriatı aşanlar, yani mazrufa, içeriğe ve batına bakabilenler, inebilenler bunu anlayabilir ve kavrayabilirler.
Kısaca Alevilik, İslam ile zahiri bazı benzerlikleri ve ortak noktaları olmakla birlikte, kendine has bir inanç ve öğretidir. Bu kendine has oluş için illaki bir Tanrı, bir peygamber ve bir kutsal kitap olması gerekmez. Yanılgı buradadır. Bir inancın özgün nitelikli, bağımsız ve kendine has bir inanç ve din olabilmesi için mutlaka bir Tanrı fikri, ayrı bir peygamber ve ayrı bir kitap olması gerektiği sanılıyor. Oysa örneğin Budizm'de bir Tanrı da yoktur, bu tanrıdan vahiy alarak bunu bir kitap olarak ümmetine sunan bir peygamber de...
Tabii ki tüm bu iddialarda bulunanlar, kargadan başka kuş, tek tanrılı semavi olduğunu iddia eden dinlerden (Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık) başka din tanımayanlardır. Şunu da ekleyelim; tek tanrılı dinlerin ortodoks biçimleri (Yahudiliğin Hahamlı-Sinagoglu mezhebi, Hıristiyanlığın Katolik, Ortodoks mezhepleri, İslam'ın Sünni ve Şii mezhepleri) ile Aleviliğin inanç-itikat, amel-ibadet noktasında hemen hiçbir ortak tarafı yoktur.
Yalnız Yahudilik'te Kabbala, Hıristiyanlıktaki İsa'nın Tanrı'nın oğlu olması, Mesih inancı; Katarlar, Paulisyenler ve Bogomiller gibi batını ve bu dinlerin ortodoks teolojisine kökten aykırı öğretileri Aleviliğin kaynak kültürleri arasındadır. Alevilik tek tanrılı bu dinlerin aykırı, ortodoks olmayan yani heteredoks kolları ve akımlarıyla kandaş ve ortak bir süreğe dahildir.
Yine Alevilik İslam içindeki heteredoks akımları (7 İmamcı Şiilik-İsmaililik, Karmatilik, Melamilik, Hurufilik ve benzeri batını ve tasavvufi akımları) kendi kaynak kültürleri, beslendiği pınarlar arasında olarak görür. İnsanlar işte, bu ortodoks dinlerle, bunların muhalifleri olarak çıkmış adı geçen akımları karıştırdıkları için bir türlü Aleviliği doğru ve orijinine yakın biçimde anlayamamaktadır. Alevilik eşittir İslam bu nedenle denilemez, çünkü Alevilik İslam'a bir anti-tez, bir muhalif inanç, öğreti ve akım olarak ortaya çıkmış, şekillenmiş ve kendini İslam'a karşı konumlandırarak var olmuştur. Aynen İslam'dan önce ortaya çıkmış
Kabbalacıların Yahudiliğe, Katar, Paulisyen ve Bogomillerin Hıristiyanlığa karşı takındığı muhalif tavırda olduğu gibi. Bu çizgi kadim bir sürek. Alevilik tek tanrılı dinlerin ortaya çıktığı yaklaşık 4-5 bin yıllık süreçte bir şekilde hep vardı ama adı Alevilik değildi. Alevilik, batını süreğin-zincirin İslam coğrafyasında ve İslam tarihine batıni kitlelerin girmesinden sonraki adıdır. Bu iki paralel zincir -tek tanrılı dinler ve muhalif batıni inançlar- yoluna dün olduğu bugün de devam edecek. Mücadele budur. Bu iki çizgi arasında uzlaşmaz bir zıtlık, karşıtlık vardır. Bugünkü İslam içindeki muhalif akımları tamamen tasfiye ettiği için ve İslam'dan sadece onun Sünni ve Şii formları (Ortodoks İslam) anlaşıldığı için, Alevilik böyle bir İslam'ın değil içinde, kenarında, köşesinde bile kendine, kendini inkar etmeden bir yer bulamaz. Bulamıyor ve bulamıyacakta... Bulur diyenler, İslam tarihindeki yüzlerce muhalif mezhep, tarikat ve akımın bugün yok olduğunu; İslam'ın ortodoks formları içinde eritildiklerini iyi düşünsünler. Bu çark, bu değirmen hala Aleviler için dönmeye devam ediyor. Biz buna asimilasyon diyoruz işte.
Özetle, bazı yanlışlarına rağmen Erdoğan Çınar'ı işte bu iki süreği belirginleştirmeye çalıştığı için destekliyorum.
Diğerlerine ise bu iki süreği, batıni süreğin aleyhine birbirine karıştırmaya, at izi ile it izini iyice birbirine karıştırarak Alevileri asimile etmeye çalıştıkları için karşı çıkıyorum. Bu Hak ile batıl mücadelesidir. Çınar, tüm yanlışlarına rağmen Hak yanındadır. O nedenle batını zahire boğdurmaya çalışanlara karşı Çınar'ın yanında olmalıyız.
Alevi süreğini 72'den ayırıp 73'e geçene denir. Süreğimizi netleştirmeli, ayrılıklarımızı ve farklarımızı ortaya açıkça koymalıyız ki, asimilasyon değirmeninde öğütülmeyelim...
Hüseyin Demirtaş
http://www.alevivizyon.com/alevi_ara%FEt%FDrmalar%FD/13519-erdo%F0_%C7%F...
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun









