Işık Erkanı
Işık Erkanı
Ölçüsüz spekülasyonlar ,uydurma belgeler ve asıl nüshalar üzerindeki tahrifatlarla ortadan kaldırılmaya çalışılan Abdal Musa’nın yeniden kurumlaştırdığı ‘Işık Erkanı’
hayatın bütün alanlarına müdahale eden, yaşamın tamamını bünyesinde barındıran,geniş katılımlı bir kardeşlik örgütlenmesiydi..Bu erkan’ın amacı ve esası özetle şöyleydi:
Katılımcılarının sosyal yaşamlarını da düzenleyen bu örgütlenmenin iki büyük amacı vardı .
1- Işık erkanının ilk amacı,asıl misyonu ve varlık sebebi,insanlığın uzun geçmişinde biriktirdiği yada başka bir kaynaktan insanlığa aktarılmış olan ,kadim bilgileri (insanlığın gizli sırlarını) semboller içine saklayarak , iyi yetişmiş yetkin ,donanımlı ve erdemli bireyler aracılığı ile sonraki kuşaklara aktarılmasını temin etmekti
Işık erkanı mensuplarının ömürlerini adayarak , gerektiğinde canlarını vererek koruma altına aldıkları ve büyük bir gizlilik içinde sonraki kuşaklara aktardıkları bilgiler,sıradan basit bilgiler ve batıl dogmalar değil,evrenin ve yeryüzünün uzak geçmişi ve insanlığın,bu gezegen üzerindeki serüveni ile ilgili çok önemli ve kaybolmaları durumunda bir daha ulaşılmaları mümkün olmayan sırlardı.
Bu örgütlenme içinde, herkese her bilgi verilmez , bilgi ancak yetkin olana, hak ettikçe ve hak ettiği kadar aktarılırdı ki değeri bilinebilsin. Kolay ulaşılan ve ehil olmayan elde toplanan bilgi değerini bulamayacağı, amacından uzaklaşıp ya heba olur gideceği yada zalimin elinde kötüye hizmet edeceği düşünülürdü.
Örgütlenme içinde gizli sırlar kuşaktan kuşağa olgun insanlar tarafından aktarılırdı Işık toplumunda ‘’olgun insan’’ (insan-ı kamil) olmak bireylerinin önüne ulaşılması gereken üstün hedef olarak konulmuştu.Olgun insan olmak,Işık insanı için yaşamın ütopyasıydı
2-Işık erkanının ikinci büyük amacı topluluk üyesi ‘can’ların sosyal yaşamlarını ‘’sevgi ‘’yi esas alarak düzenlemekti. Yemin vererek topluluk içine katılan herkes asgari ölçüde sevgi toplumu içinde yaşamanın gereklerini yerine getirmek zorundaydı. Erdemli olmak toplumun tüm fertleri için olmazsa olmaz bir yasaydı.
Topluluğun geniş tabanı bir yemin töreni (ikrar cemi) ile topluluğun kurallarına ve disiplinlerine uymaya söz verip topluluğun geniş bahçesine alınmış eli,dili ve beli bağlı olarak yaşayan yeminli yurttaşlardı.Talipler adı verilen yeminli yurttaşlar kendi köylerinde şehirlerinde yaşarlar,topluluğun rutin İbadet törenlerine (ayin-i cem) katılırlar,sürekli olarak mürşitin,pirin,dedenin kutsal gücünün denetiminde olurlardı.
Abdal Musa’nın yeniden kurumlaştırdığıIşık erkanında, ‘ışık/nur’ yaradılışın öncesi sonrası ve kendisi olarak kabul edilirdi.Abdal Musa ehil olan müritlerine sırası geldikçe ‘talim ve tembih’ ettiği Işık inancının esası ana hatları şunlardı;
-Alemde bulunan her nesnenin kaynağı kendi kudretinden fışkırıp yayılan ulu bir nurdur/ışıktır (Nur-u Kadim) .
-Nur-u Kadim’den (Zat-ı Mutlak yada Şah-ı Merdan olarak da adlandırılır) dağılıp yayılan kudret (ruh-enerji) milyarlarca yıl sürmüş bir yolculuktan sonra, bir yıldızdan,bir yıldıza geçerek güneşe gelmiş ve güneşten yeryüzüne inmiştir. İnsanın temeli, Nur-u Kadim’den kopup güneşte toplanan bu kudrettir. Güneş Nur-u Kadimden kopan kudreti yeryüzüne aktarandır. Yaradılışın kaynağının bilinebilen, görülebilen, seçilebilen yüzüdürTüm canlar, güneş vasıtasıyla nurdan hasıl olmuştur, asılları ışıktır/nurdur.Alevi sözlü geleneği içinde bu inanış çok çeşitli biçimlerde ifade edilmiştir.
Hakk-ı Tala nura tecelli kıldı
O nurdan payımı aldım da geldim.
(Ulu gerçeklik ışığı ğörünür kıldı
O ışıktan payımı aldım da geldim)
-Nurdan koparak evrenin dört kuvvetinin denetiminde ,kosmosda vücut bulmuş yaşam formlarının içinde en mükemmel olanı insandır. İnsan olağanüstü maceralarla süslü varoluş sürecinin sonunda yeryüzünde açmış nadide bir çiçektir. O yüzden yaradan (Nur-u Kadim, Zat-ı Mutlak) en görünür ve en müstesna hali ile insanda gizlidir..
- İnsanın canı sonsuz kudrettir, asla kaybolmaz ,İnsanın teni ölür,canı (ruhu) ölmez Aslolan candır . Can kaynağını başlangıcı ve sonu olmayan ilahi kudretten aldığı ve onun bir parçası olduğu için doğal olarak ölümsüzdür. Yoktan var olmamıştır bu nedenle yok da olmaz.Can geldiği kudret kaynağına geri dönünceye kadar kesintisiz bir devinim içinde bin bir değişik formda kendisine yeni yaşam alanları bulur ve yeniden doğuş döngüsü içinde, sürekli bir bedenden diğer bir bedene transfer olur.
-
- Bu biçimden biçime geçişlerin nihayetinde,’’her şey aslına rücu edecektir’’ ilahi yasası işleyecek ve evrende bulunan tüm varlıklar ve yaşam biçimleri gibi insan da geldiği asıl kaynağa dönerek kendisini sonlandıracaktır.
-Evrende bulunan her şey parçalara ayrılmış tek bir bütündür. Yaratan bu bütünün tamamı, yaratılanlar da bu bütünün parçalarıdırlar. Yaratan, yaratılmış olan varlıkların uyum içinde birliğidir. O ulu nurdan(ışık) koparak alemlere yayılmış,evreni oluşturmuş her nesne o yüce varlıktan bir parçadır ve ondan ayrı değildir
- İlahi kudretin içinde büyük ve küçük yoktur.. Yaratan yaratılmış olanın içinde zaten vardır.
İnsan da tüm diğer yaşam biçimleri gibi kosmosun içinde kosmosun tüm niteliklerini içinde barındıran bir mikrocosmostur’ En büyük en küçükte gizlidir
-Yaratan yaratılmışların dışında her şeyi denetleyen, yargılayan, ödüllendiren ve cezalandıran bir üstün irade değildir. Varlık birdir ve varlığın esası sevgidir. Varlığı yaratan ve yaratılanlar olarak ikiye bölmek ve bir parçayı diğer parçaya üstün ve amir tutmak, yaratılışın esasını, onu ayakta tutan sebebi anlamamaktır. Varlıkta ikilik gütmektir ki,bu da o ulu hikmete karşı gelmektir
-Yaradılış zıtlıkların ve tamamlayıcı güçlerin dinamik uyumu ile dengede durur. Yaradılışı birbirinden uzak - ayrı parçalar halinde ama birbirleriyle uyum içinde ve bir bütün olarak tutan güç ,en küçük canlı hücreden, en büyük gök adası kümelerine kadar varlığın tüm parçalarını çekip çeviren ilahi döngüdür. Ayin-i Cem içinde pervanelerin döndükleri semahlar bu sonsuz ritmi tasvir eder.
Erdogan Çınar Aleviligin kökleri
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun









