Skip to main content
Aleviforumlari.com logo
  • Alevi Kurumları
  • Alevi Ocakları
  • Aleviler
  • Alevilik Güncel
  • Forumdan
  • Yol Erkan
Forumlarımızdan Son Konular

$latestthreadsd

Balkan Alevileri Bogomil'ler

Per, 10/08/2009 - 18:51 tarihinde admin gönderdi

Tekrar Divriği direnişine dönmek istiyorum.Battal Gazi’nin yada gerçek adı ile Chrysocheir’in 872 yılında Hakk’a yürümesinden sonra Divriği’de Hıristiyanlık karşıtı direniş 873 yılına kadar sürdü. 873 yılında, Divriği merkezli büyük bir deprem oldu. Bunu fırsat bilen yakınlarda ki bir Bizans Ordusu Divriği’ye saldırdı.Deprem kalenin surlarında büyük gedikler açmıştı. Halk, depremin yaralarını sarmakla meşguldü. Savaşacak, karşı koyacak durumda değillerdi. Yüksek donanımlı Bizans ordusu deprem mağdurlarının üzerine saldırdı.Büyük katliam oldu Çaltı Çayı günlerce kızıl aktı.

Divriği Kalesi düştükten sonra Bizanslılar önü doğuya doğru açıldı.İlerleyişini sürdüren Bizanslılar, Arguvan, Samsat ve Yukarı Fırat Havzası’ndaki bütün Alevi şehirlerini yakıp yıktılar.Ölenler öldü, kaçabilenler dağlara çekildiler. Tutsak edilenler İstanbul’a getirildiler. İstanbul büyük bir işkencehaneye döndü. İnançlarını terk edenler veya terk etmiş görünenler, Balkanlar’da iskâna zorlandılar. Direnenler, kimi zaman işkenceler altında katledildiler kimi zaman diri diri ateşe atılarak yakıldılar.

Onuncu yüzyılın sonuna doğru sınırlarını yeniden Kuzey Suriye’ye kadar genişleten Bizanslılar o bölgeye sığınmış Alevi kafilelerinden ele geçirebildiklerini tutsak ederek büyük kitleler halinde yeniden Balkanlar’a sürdüler.Alevilerin, Balkanlar’daki zorunlu yerleşim yerleri Filibe civarıydı.

Onuncu yüzyıl zorunlu göçleri Alevi’lerin, Bizans eliyle yurtlarından son koparılışları ve son sürgüne gönderilişleriydi. Büyük ölçekte yaşanan zorunlu göçlere rağmen Anadolu’da kalmayı başaranlar varlıklarını ,çoğalarak sürdürdüler.

On birinci yüzyılda Selçuklu’lar Anadolu kapılarına dayandılar.Bu yüzyılda Aleviler ile Hıristiyan kilisesi arasında ki kan davası hala sürüyordu.Selçuklular, yüzyıllardır süren kanlı Hıristiyan inanç işgalinden ve Bizans’ın kıyıcılığından iyice bunalmış Anadolu halkı tarafından büyük bir heyecanla karşılandılar.

Alevi ocakları yaşadıkları onca felaketle rağmen hala ayaktaydılar ve halkın güven duyduğu, inandığı, Anadolu’da inancı ve sosyal yaşamı düzenleyen yegane kurumlar olarak varlıklarını sürdürüyorlardı.

Alevi ocakların tamamı başta Queshean’lar ve Aghoussian’lar başta olmak üzere o tarihte Danişmentliler olarak anılan Battal Gazi ailesinin etrafında yeniden bir araya geldiler.Bizans’a ve Hıristiyan kilisesine karşı Selçuklular ile ittifak yaptılar.

1071’de Malazgirt ovasında yapılan savaşta Selçuklu-Alevi ittifakı Bizans ordusunu bozguna uğrattı. Malazgirt hezimetinden sonra Bizanslılar yüzyıllardır işgali altında tuttukları Anadolu’dan on yıl gibi çok kısa bir süre içinde bir daha dönmemek üzere çekilmek zorunda kaldılar.

Malazgirt Savaşı’nı kazanan Selçuklu-Danişment ittifakı.Malazgirt savaşından sonra yollarını ayırdı.Muhtemelen savaştan önce üzerinde uzlaşılmış bir paylaşım planına uyarak Selçuklular Batı Anadolu’ya doğru ilerleyerek o bölgeyi kendilerine yurt yaptılar.Danişmendliler, Aleviler Orta Anadolu’da kalarak kendi devletlerini kurdular. Devletin başkenti Niksar’daydı.Danişmentliler, Niksar, Amasya, Merzifon, Şebinkarahisar, Sivas, Divriği ve Malatya’yı içine alan geniş Alevi coğrafyasında yüz yıldan fazla hüküm sürdüler.

Destanlar halkın ‘toplusal bellek’leridirler.Resmi tarih yazıcıları geçmişi karartmada ne kadar becerikli iseler, destanlar da gerçekleri masaldan bir elbisenin içinde saklayıp aydınlığa taşımada o kadar mahirdirler.

Elimizde iki büyük Anadolu destanı var.Bunlardan birincisi ‘Battalname’,ikincisi de ‘Danişmendname’dir.

Anadolu halkının sekizinci ve onuncu yüzyıllar arasında Hıristiyan kilisesine karşı verdiği mücadeleyi ve bu mücadelenin,ünlü kahramanı Battal Gazi’nin yaşamının anlatıldığı Battal Gazi Destanı’ında Battal Gazi’nin soyağacı Danişmendlilere bağlanır.Bu destanda Danişmendliler, Battal Gazi’nin ardılı ve mirasçıları olarak anılırlar.

Danişmendname, Battalnamede verilen bilgileri doğrular ve Danişmendname, Battalnamenin onun devamı niteliğindedir. Bu destan Battal Gazi ve arkadaşlarını anarak başlar.

Danişmendname’de rivayet edilir ki, Danişmend Gazi düşünde büyük atası Battal Gazi’yi görmüş, Battal Gazi ona Malatya başta olmak üzere ülkesinin tamamını Hıristiyan işgalinden kurtarma görevini vermiştir.

Danişmendname’de ağırlıklı olarak, Battal Gazi’nin şehri, Hıristiyan elindeki Malatya’nın kuşatılması ve Bizanslılardan geri alınması tasvir edilir.

Danişmendname’de Bizans zulmü ile dağılmış sağa sola savrulmuş, Anadolu Alevilerinden Doğu’ya doğru gidenlerin geriye dönerek Bizans ile yeniden hesaplaşması ve Anayurt’ta gizlenerek, kalanlarla yeniden buluşması hikâye edilir. Destanda Danişmend Gazi ve gaza arkadaşları tarafından fethedilen Şebinkarahisar, Sivas, Malatya ve Amasya gibi yerler, Alevilerin sekizinci ve onuncu yüzyıllar arasında ağır soykırım baskısı altında terk etmek zorunda kaldıkları bölgelerdir.

On ikinci yüzyılın Anadolu haritalara bakarsanız Selçuklu devletinin batı sınırında bulunan Eskişehir ve civarının bir daire içine alındığını ve bu bölgenin Kapadokya ile birlikte, o yüzyılda Danişmendlilere ait olduğunu görürsünüz. Seyitgazi ilçesinin yakınında bulunan, Melikgazi adıyla bilinen Danişment Gazi oğullarından Emir Gazi ve ailesine ait olan türbe ve içindeki mumyalardan, bu bölgenin uzunca bir dönem Danişmentlilerin egemenliğinde kaldığı anlaşılır.

Bu da destanların geçekleri naklettiğinin ve Danişmendlilerin Battal Gazi geleneğinin ardılı olduklarını ve Eskişehir’deki büyük mabede tutku ile bağlı olduklarını doğrulayan bir veridir..

Danişmendli Devleti’nin kurucusu, Danişment Gazi yaşadığı devirde faziletli ve bilge kişiliği ile tanınıyordu.. Amin Maalouf, onu şu sözlerle tanımlıyor.

“Özellikle Doğu’da Anadolu yaylasının perişan yüksekliklerinde, bu belirsiz dönemlerde Danişmend adında garip bir kişi yaşamaktadır. ‘Mürşit’ denilen bu kişinin geçmişi karanlık ve maceralıdır. Çoğu okuması yazması olmayan diğer Türk beylerinin tersine çok çeşitli alanlarda eğitim almıştır. Kısa bir süre sonra ‘Danişmendname’ olarak adlandırılan ünlü destanın kahramanı haline gelecektir.”

Selçukname’nin yazarı ünlü tarihçi İbni Bibi de, başlangıçtan beri o dönem Anadolu’sunda Alevi coğrafyasına hakim olmuş emirlerin soy ağaçlarına ilişkin bilgilerin bilgilerinin kirletilerek anlaşılmaz hale getirildiğini yazmaktadır.

“Emir Mengücek, Emir Artuk ve Emir Danişmend gibi büyük emirler hakkında kesin bilgim yoktu. Onlar hakkında yazılmış olan tarih kitaplarının anlaşılması çok zor olduğu için bunlardan faydalanma imkânı bulamadım. Üstelik eski zamanlardan gelen sözlü rivayetler ise çelişkili ve tutarsızdı.’

Amin Maalouf ve İbni Bibi, on birinci yüzyıl Anadolu’sunun bu efsanevi kişisinin geçmişinin karanlıkta bırakıldığını söylüyorlar ki ben de aynı kanıdayım.

Battalnameleri ve Danişmendnameyi birlikte ele aldığımızda hangi ellerde ve neden karartıldığını bilmediğimiz bir geçmişi bir nebze olsun aydınlatabiliriz.

Danişmentnamede, Hıristiyan Kilisesinin asırlarca sürmüş, sistemli mezaliminden ,soykırımlardan ve zorunlu sürgünlerden kurtularak daha doğuya, daha yükseklere göç eden veya şehirlerin gizliliklerine saklanan Alevilerin, iki yüzyıl sonra Selçukluların Ön Asya fetihleri ile birlikte geriye, arkada bıraktıkları ülkelerine geri gelişleri anlatılmaktadır..

Danişmendname bir dönüş hikayesidir.Danişmentnamede anlatılanlar Battal Gazi’nin başlattığı o büyük direnişin yeniden canlanışının öyküsüdür.

Danişmendname’ye göre Danişmentli devletinin kuruluşu, Danişmend Gazi’nin büyük atası Battal Gazi’yi rüyasında görmesi ile başlar.Battal Gazi ne kadar Alevi ise Danişment Gazi de o kadar Alevidir.

Danişmentli devleti Alevi coğrafyası üzerinde vücut bulmuştur.Halkı Alevidir.
1071 yılında, Malazgirt ovasında Danişment Gazi saflarında Selçuklular ile ittifak ederek Bizans’a karşı savaşan ordunun omurgasını Queshean’lar ve Aghoussian’lar oluşturuyorlardı.

Danişment emirlerinin türbeleri bugün bile Alevilerin en kutsal saydıkları ziyaret mahallerdir.

Anadolu’da Mumyalamanın eski bir Alevi geleneği olduğunu konuşmuştuk Danişmentliler de eski çağdaki Aleviler gibi, Müslümanlardan ve Hıristiyanlardan farklı olarak devlet büyüklerini mumyalıyorlardı.Ancak ne yazık ki onlardan günümüze gelen mumyalardan bir kısmı Kayseri Pınarbaşı’nda1996 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün yazılı talebi ile, “İslamiyet döneminde mumya yoktu. Bunların hepsi uydurma...” gerekçesiyle Kayseri İl Müftülüğü tarafından toprağa gömüldü.

Danişmentliler resmi tarihte ifade edildiği gibi Müslüman değillerdi. İslam Ansiklopedisi’nde Danişmendliler maddesinde yer alan bir cümleyi bunun delili olarak nakletmek istiyorum

“Anadolu’nun mühim bir kısmına bir asra yakın bir zaman hâkim olan Danişmendlilerin oralarda pek çok cami, medrese ve diğer hayrat vücuda getirmiş olmaları lazım gelir. Fakat şimdiye kadar yapılan bütün tetkiklerde bunlara ait kitabe bulunamamıştır.”

Kimse mumyaları toprağa gömmekle yada Danişmentlilerden gönümüze kalan tarihi eserlerin kitabelerini ortadan kaldırmakla onların hüviyetlerini değiştiremez.Görüyorsunuz gerçek tarih geç de olsa bir gün mutlaka ortaya çıkıyor.

Danişmentlilerin Anadolu’nun on birinci yüzyılda Hıristiyanlar tarafından yeniden işgal edilmesi girişimine karşı verdikleri amansız kavga bence onların Alevi kimliğini ortaya koyan en büyük delildir.

Danişmendli Devleti’nin kurucusu Danişmend Gazi’nin en büyük tutkusu;Yüzyıllardan beri agır zulüm ve sonu gelmez ızdıraplar içinde yaşadıkları atalarının yurdunu Bizans’ın ve onun işbirlikçisi Hıristiyan kilisesinin işgalinden kurtarmak ve geçmişte atalarının uğradığı mezalimin sorumlusu Bizans Devleti ve Hıristiyan zihniyeti ile yeniden hesaplaşmaktı.

Danişmend Gazi’nin arkasında Bizans’ın baskısından bunalmış halkın büyük desteği vardı. Öyle ki; Malazgirt Savaşı’ının üzerinden çok geçmeden.Sivas, Amasya, Tokat, Niksar ve Çorum bölgelerine hâkim güçlü bir devlet kurdu. 1097 yılına gelindiğinde Anadolu’nun en büyük gücü Danişmentli devletiydi..

Anadolu Selçuklu Devleti, Anadolu’nun diğer etkili devletiydi. Malazgirt savaşında Bizans’a karşı omuz omuza savaşan bu iki gücün arası çok geçmeden açılmaya başladı.Bu iki devlet arasında ilk çatışma 1097 yılının ilk aylarında Danişmend Gazi’nin atalar kenti Malatya’yı kuşatması ile başladı. Selçuklu Sultanı I. Kılıçarslan,Bizanslılar ile bir anlaşma ve ittifak yaptı Ardından süratle Malatya üzerine yürüdü. İki ordu Malatya önlerinde karşı karşıya geldiler.

Savaş an meselesiydi. Tam bu sırada Selçuklu başkenti İznik’in, Haçlı Ordusu tarafından kuşatıldığı haberi geldi. I. Kılıçarslan, Danişmend Gazi ile ateşkes anlaşması yaparak geri döndüyse de, başkentini kurtaramadı. Selçuklu başkenti İznik, Haçlıların eline geçti.

I. Kılıçarslan Haçlı ordusu karşısında çaresiz kaldı.Onun imdadına Danişment Gazi koştu.

Danişment Gazi için Anadolu’nun yeniden Hıristiyan işgaline uğramasından daha büyük felaket olamazdı. Beş yüzyıldan beri çekmedikleri çile kalmamıştı.Eskiye dönmek onun için tahammül edilebilir bir durum değildi.

Danişmend Gazi ve I. Kılıçarslan kuvvetlerini birleştirerek 1097 yılının ortalarında Eskişehir yakınlarında Haçlı Ordusu’na saldırdılar. Birinci günde ağır kayıplara uğrayan Haçlı Ordusu daha sonra kendini toparladı. Paniğe kapılan I. Kılıçarslan , askerleriyle geri çekildi.Danişmend Gazi, cephe savaşını bırakarak Haçlılarla gerilla savaşına girişti. Antakya yolunda Haçlı Ordusu’na hayli ağır kayıplar verdirdi.

Tarih, Danişmentlilerin gerek haçlı ordularına karşı,gerek Bizans’a karşı pek çok kez gerilla savaşı verdiklerini ve düşmanlarını bu savaş yöntemi ile alt ettiklerini yazar.Gerilla savaşını ancak, sivil halk ile ittifak içindeki yerel güçler yapabilirler.Danişmentlilerin uyguladıkları savaş stratejisi onların Anadolu’da Bizanslılardan daha eski ve yerli olduklarını gösterir.

Danişment Gazi 1101 yılında Malatya önlerinde büyük bir Haçlı ordusunu imha etti.İleri gelen Haçlı komutanlarını esir aldı.Danişment Gazi ertesi yıl bir büyük Haçlı ordusunu da Amasya yakınlarında bozguna uğrattı

Danişmend Gazi Amasya zaferinden sonra değişmez sevdası, ömrünün sebebi Malatya üzerine yeniden yürüdü. Anadolu’nun tartışmasız en büyük gücüne sahipti ve o çağın Anadolu’sunun en saygın kişisiydi. Malatya 1102 yılının 18 Eylülünde Danişmend Gazi’nin eline geçti. Yüzyıllar süren bir rüya gerçekleşmiş oldu.

Danişmend Gazi Büyük atası Battal Gazi’nin diyarında coşkun sevinç gösterileri ile karşılandı. Müsaade ederseniz,ben size olayların en yakın tanığı Gregory Abu’l-Farac tarihinden Malatya’nın düşüşünü anlatan paragrafı aktarmak istiyorum

“Çünkü Danişmend oğlu şehrin servetini askerlerine dağıtmıştı ve yalnız ahaliye dokunmamıştı. Danişmend oğlu, bir kimsenin öldürülmesine müsaade etmeyerek bütün ahaliyi kendine ait saymış, herkesi evine göndermiş ve kendi memleketinden buğday, inek vesair lüzumlu şeyleri getirterek ahaliye vermişti. Onun devrinde Malatya birçok nimetlere nail oldu.’

Danişmend Gazi 1105 yılında Niksar’da Hakk’a yürüdü. Danişmend Gazi’nin bedeni Hıristiyan ve Müslüman adetlerinde yer almayan bir usulde, kadim Alevi geleneğine uygun bir biçimde mumyalanarak Niksar’daki türbesine konuldu.

Danişmend Gazi’nin ölümünden birkaç ay sonra,Danişmentli devletinde kısa bir karışıklık dönemi yaşandı.Bu karışıklığı fırsat bilen I. Kılıçarslan Malatya’yı kuşattı.Şehir kendiliğinden teslim oldu.

Danişmend Gazi’nin Hakk’a yürümesinden ve Malatya’nın düşmesinden sonra kısa süren çalkantılı döneminin ardından, Danişmendli Devleti’nin başına Danişmend Gazi’nin oğlu Emir Gazi geçti. Emir Gazi, Danişmendlilerin en güçlü hükümdarlarından biri oldu. O hükümranlığı döneminde Malatya ‘yı Selçuklular’dan geri aldı

Emir Gazi de babası gibi gözü pek bir savaşçı aynı zamanda âkil ve bilge bir adamdı Selçukluları, Bizanslıları ve Haçlıları savaş meydanlarında sayısız kere mağlup etti. Emir Gazi on ikinci yüzyıl Anadolu’sunun tartışmasız en büyük hükümdarıydı.

Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi adlı çalışmasında Emir Gazi’nin saltanat yıllarındaki gücünü şöyle nakleder:

“Bu sıralarda Anadolu’daki baş düşman, iç karışıklıklar yüzünden zayıflamış olan Konya Selçuklu Sultanlığı değil, Malatya’daki Danişmendli Emirliği idi.”

Emir Gazi’den sonra onun yerine geçen Melik Muhammed son büyük Danişmendli Melik’i oldu. Melik Muhammed, kardeşler arasındaki taht kavgalarından faydalanarak, kuzeyde saldırıya geçen Bizanslıları geri püskürttü. Güney’den Elbistan bölgesinden, Danişmendli ülkesine giren Haçlıları da ağır bir darbe vurdu.

Melik Muhammed 1143 yılında Hakk’a yürüdü. Kayseri Melik Gazi Medresesi’ndeki türbesinin kitabesi bilinmeyen eller tarafından, bilinen sebeplerle ortadan kaldırılarak yok edilmiştir.

Melik Muhammed’in ölümünden sonra, Danişmend Hanedanı’na mensup oğullar ve kardeşler arasında taht kavgaları başladı. Danişmendliler; önce Elbistan–Malatya Kolu, Kayseri Kolu ve Sivas Kolu olmak üzere üçe bölündüler.Ardından birer birer tarih sahnesinden çekildiler. Selçuklular; Danişmendlilerin, 1173 yılında Kayseri Kolu’nun, 1175 yılında Sivas Kolu’nun, 1178 yılında Malatya Kolu’nun, egemenliğine son verdiler.

1071 Malazgirt savaşının iki galibi bir mağlubu vardı.Bu savaşın mağlubu bilindiği gibi Bizans oldu..Savaşın galipleri ise Selçuklular ve Danişmentlilerdi. Danişmentliler Selçuklular ile ittifak ederek Anadolu’yu Hıristiyan mezaliminden kurtarmakla kalmadılar,onlar aynı zamanda on birinci yüzyılda akın akın Anadolu’ya inen Haçlı ordularının önünde aşılmaz bir duvar oldular.

Danişmendliler, Battal Gazi neslinden geliyorlardı Onlar 1071 yılından başlayarak yüzyıl boyunca Anadolu’da Bizanslılar ve Haçlılara karşı, geçmişin acılarından aldıkları dirençle amansız savaşlar verdiler. Onlar hem Battal Gazi’nin öcünü aldılar,hem de onun başlayıp da bitiremediği bir işi tamamladılar. Bizans’ı Anadolu’dan söküp attılar.Hıristiyan mezaliminin,haçlı zihniyeti ile birleşerek Anadolu’yu yeniden İşgal etmesinin de önüne geçtiler.

Battal Gazi Divriği kalesinde Bizans elçisi Sicilyalı Peter’e şöyle demişti.“İmparator barış istiyorsa Doğu’dan vazgeçip çekilsin ki Batı’yı yönetebilsin, aksi takdirde ‘şahın kulları’ onu tacından edecekler.”

On birinci yüzyılda Bizans İmparatoru tacından olmadı ama bir daha dönmemek üzere Doğu’yu terk etti.

Danişmentliler, Aleviydiler.Kimse bundan şüphe etmesin.

Danişmentlilerin Malatya kolunun ortadan kalkmasının üzerinden altmış sene kadar geçtikten sonra 1240 yılında Büyük Babai Başkaldırısı ortaya çıktı.Selçuklular bu ünlü Alevi yürüyüşünü Hıristiyan Frenk askerlerini cepheye sürerek güçlükle durdurabildiler.

1240 yılı Anadolu Aleviliği için bir dönüm noktası oldu.Tekrar Anadolu’ya ve 1240 yılına döneceğim.

Ben şimdi geniş bir parantez açarak sohbeti Aleviliğin Avrupa macerasına , Aleviliğin Avrupa’da ki sürgün yıllarına götürmek istiyorum.

873 yılında Divriği Kalesi düştükten sonra Anadolu’daki Hıristiyanlık karşıtı direnişe kalkışanlar Balkanlarda zorunlu iskana mecbur edildiler.

Yedinci yüzyıldan başlayarak onuncu yüzyılın sonlarına kadar, yaklaşık üç yüzyıl boyunca Anadolu kökenli yüz binlerce insan Bizanslılar tarafından göçe ve zorunlu iskâna tabi tutularak Balkanlara,ağırlıklı olarak da Bulgaristan’da Filibe civarına yerleştirildiler.

İlk zorunlu iskan İmparator IV. Konstantin zamanında yedinci yüzyılın son çeyreğinde başladı ve aralıksız üç asır devam etti.

Bizans İmparatoru adına Divriği Kalesinde Battal Gazi ile barış görüşmelerinde bulunan Sicilyalı Peter, raporunda, Battal Gazi’nin Bulgaristan’daki Alevi topluluğuna katkı sağlamak için misyoner dervişlerini Trakya’ya gönderdiğini duyduğunu not eder.

Sicilyalı Peter 869 veya 870 yılında Divriği’de bulundu. Alevilerin Balkanlara ilk sürgününün üzerinden tam yüzyıl geçmişti. Sicilyalı Peter’in tuttuğu notlardan,aradan geçen onca zamana rağmen Balkanlara sürgün edilen bu insanların inançlarına sıkı sıkıya bağlı kaldıklarını ve anayurtları ile bağlarını koparmadıklarını anlıyoruz.

Dokuzuncu yüzyılda Divriği kalesinin düşmesinden sonraki acılı yıllarda ve onuncu yüzyılda son zorunlu göç dalgasıyla Trakya’ya savrulan Alevi toplulukları, yedinci yüzyıldan beri Filibe civarında yerleşik olan Aleviler tarafından hoş karşılanmış olmalarını kolayca tahmin edebiliriz.Muhtemelen önceki kafileler sonradan gelenlere ev sahipliği yaptılar.

Alevilerin Balkanlar’daki varlığı, onuncu yüzyılın son çeyreğinde yaşanan son büyük sürgünden önce ortaya çıktı. Bogomili adındaki Alevi dervişinin faaliyetlerinden ilk endişelenen, 927-969 yılları arasında hüküm süren, Bulgaristan Çarı Peter oldu Çar Peter, Ortodoks Patriği Theopylact Lecapenus’a bir mektup yazarak onu uyardı.
Balkan coğrafyasın Alevi toplulukları Çar Peter’in mektubuna konu olan Bogomil adlı dervişin adı ile Bogomiller olarak tarihe geçtiler.Biliyorsunuz Alevi geleneği içinde bir pire bağlı olan topluluklar o pirin adı ile anılırlar. -Baba Mansur’lular,Sarı saltuk’lular gibi-

Bogomil Bulgarca bir sözcüktür. ‘Hakk dostu’ anlamındadır.

Bulgar Çarı’nın Ortodoks Patriği’ne yazdığı kaygılı mektuptan sonra Bogomillerden detaylı olarak bahseden ikinci Bulgar belgesi, Papaz Cosmas’ın 977 tarihinde kaleme aldığı risalesidir. Bulgar Papazı Cosmas risalesinde, Bogomilleri ağır bir dille suçladıktan sonra, Ortodoks Kilisesi’ni onlara karşı tedbir almamakla suçluyordu.

Bogomiller Anadolu’daki inanç ve ritüellerini Balkanlarda da devam ettirdiler

Bulgar papazları endişelendiren de bu oldu .Elimizde bir mektup var.Bu.Bogomillerden bahseden ilk Bizans belgesidir.Euthymius adında birinin 1045 yılında Bizanslı yetkililere gönderdiği bu mektupta , Bogomillerin yola giriş törenleri detaylarıyla anlatılmaktadır. Euthymius’un ifadesine göre, nefeslerin okunduğu bir seremoni ile yemin ederek yola giren istekli, ancak uzun bir eğitim döneminden geçtikten sonra inanışın özüne, gerçeğine ulaşabiliyordu.

Euthymius’un mektubunda anlattığı Alevi erkanını içinde,‘ikrar cemi’ ile başlayan ‘dört kapı kırk makam’ yolculuğudur.

Bogomillerin gizliliğe dayalı kurumsal yapıları hakkında bizi bilgilendiren bir önemli yazılı kaynak da Ziebenus’tan günümüze ulaşmıştır. Ziebenus’un tespitlerine göre Bogomiller İkrar Cemi ile yola aldıkları taliplere ilk aşamada, kendilerinin Hıristiyan olduklarını söylerlerdi. Ancak eğitimin ilerleyen aşamalarında söylemden vazgeçilirdi. Talibin eğitim ve olgunluk düzeyine uygun olarak, sırlar kendisine açıklanır, kiliseye ve Ortodoks inanışına ait ne varsa terk edilirdi.

Bugün, Alevilikte de bu böyledir.Şeriat kapısında Alevik ‘İslamın özü’ olarak nitelenir.sonraki kapılarda bu söylem terk edilir.

Ortodoks kilisesi Bogomilleri , Manici Hıristiyan sapkınları olarak suçluyorlardı.Kiliseye. göre bu sapkınlar, Anadolu’daki alışkanlıklarını burada da sürdürüyorlar, dinsel törenleri sırasında mumları söndürerek sefahat alemleri yapıyorlardı.

Bakın, İmparator I. Alexios Komnenos’un (1081–1118) kızı Anna Komnenos, babasının dönemini anlattığı kitabında inançlı bir Hıristiyan kadın bakış açısıyla Bogomilleri nasıl anlatmış:

“Bogomillerin sapık inancı hakkında tam bir açıklama yapmak isterdim ama güzel Sappo’nun dediği gibi ‘Utanç beni engelliyor’. Çünkü her ne kadar tarihçi isem de ben bir kadınım. Bogomiller hakkında çok kişinin öğrenmiş bulunduğu şeyleri susarak geçsem daha iyi olur.Bogomil sapkınlığının tam bir açıklamasını yazmak için duyduğum isteğe rağmen dilimi kirletmemek için bundan geri duruyorum...”

Bizans ve Bulgar belgelerinden anlaşılan o ki, Aleviler kendi yurtlarından sürgün edildikten sonra yerleştirildikleri Balkanlar’da inançlarına sıkı sıkıya bağlı kalmışlar, Ortodoks Kilisesi de onlara karşı alışılmış ‘mum söndü ‘ iftirasını atmaktan ve onlara karşı nefretini sürdürmekten geri durmamıştır.

‘Mum söndü’ iftirasının Alevilere yönelik Müslüman çıkışlı bir karalama olduğunu düşünülür.

Biraz abartı olacak belki ama. Alevi tarihinin izini sürmek isteyen birinin ‘mum söndü’ iftirasının ayak izlerini takip etmesi yeterlidir.Aleviler iki bin yıldan bu yana bulundukları her coğrafyada bu korkunç iftiraya maruz kalmışlardır.Bu Alevilerin üzerine her zaman her yerde atılmış klasikleşmiş bir iftiradır.

Ortodoks Kilisesi ve Bizans İmparatorluğu Bogomillerden çok nefret etmiş ve çok endişe duymuş olmalarına rağmen. on birinci yüzyılın başlangıcından itibaren Balkanlarda hızla yayılan Bogomil hareketine karşı etkili bir tedbir alamadılar.Bunun sebebi Bizans’ın o yıllarda içinde bulunduğu konjonktördü.

Bizans İmparatorluğu bu yüzyıl içinde Batı’da Normanlarla, Kuzeyde Peçeneklerle sürekli savaş halindeydi. Selçuklular ve Danişmentliler ile birleşerek Anadolu’yu fethe bu yüzyılda başladılar. Bu yüzyılda İstanbul’da iktidar da çok sık el değiştirdi. İmparator II. Basil’in ölümünden sonra gelen elli yıl içinde Bizans tahtı on üç imparator gördü.

Balkanlarda Bogomillere yönelik kapsamlı ve planlı katliamları başlatan ilk Bizans İmparatoru, I. Alexios’tur.

I. Alexios Bogomillerden ileri gelenlerini dostluk gösterisi içinde bir şölene davet etti. Davete katılan Bogomillerden kimilerini katletti kimilerini de zindana attırdı .Sinsi bir tuzakla başlayan katliam ve mezalimin ardından İmparatorun Bogomillere yaptıklarını kızı Anna şu sözlerle aktarıyor; .

“..ardından, onların mallarına el koydu ve bu malları daha önceki çatışmalara ve tehlikelere onunla birlikte girip kahır çekmiş yiğit askerlerine dağıttı. Yapılacak son işle görevlendirilenler, tutukluların kadınlarını evlerinden atmak üzere çıkıp işe koyuldular ve kadınları iç kaleye kapadılar...”

İmparatorun etik olmayan ve hiçbir savaş kuralına uymayan ,her şeyden habersiz evinde oturan kadınlara kadar uzanan bu saldırısı ile Balkanlarda büyük bir halk hareketinin fitilini ateşledi,

Halk hareketinin lideri Traulos adında bir Anadolu sürgünüydü. Bogomiller Traulos önderliğinde Beliatoba’yı kendilerine merkez edinerek Bizans üzerine sayısız akınlar düzenlediler.

İmparator Alexios, Traulos’a mektuplar yazarak özür diledi ve barış istedi. Ona altın yaldızlı ferman göndererek gönlünü almaya çalıştı. Alexios’un çabaları sonuçsuz kaldı.Çünkü Bogomiller imparatoru asla güvenilir bulmuyorlardı.

İmparator I. Alexios Bogomillere karşı savaşını askeri yoldan değil, Bizansvari entrikalarla, bazen adam satın alarak bazen hain tuzaklar kurarak, eline fırsat geçtiğinde insanlık dışı ahlaksız usullerle yürüttü.

Akexios tuzağa düşürdüğü Basil adında ki İstanbul’un en saygın Boğomil mürşidini ,önce inancından dönmeye zorladı.Yaşlı mürşit inancını terk etmemekte direnince, İmparator Bugünkü Sultanahmet meydanında büyük bir ateş yaktırdı. Yaşlı mürşiti ve on iki hizmetlisini bu devasa ateşin içine attırdı. Basil’in ve hizmetlilerinin Hakk’a yürümelerinin ardından İstanbul’da acımasız bir sürek avı başlattı. Urfalı Mateos bu mezalimi şöyle naklediyor.

“Bu zamanda İstanbul’da aslen Romalı bir rahip olan menfur bir rafizi türedi… O, birçok erkek ve kadını ve dindar bir şehir olan İstanbul halkının ufak bir kısmını bu menfur rafizilikle kirletmişti. O, hatta İmparator Aleks’in annesini de bu rafiziliğin içine almıştı… Dindar imparator Aleks, rafiziliğin başı olan adamı ateşte yakmak suretiyle idam ettirdi, taraftarlarından 10.000 kişiyi de okyanus denizinde boğdurdu.”

Urfalı Mateos bu olayın miladi 1111yılında ortaya çıktığını söylüyor.Anna Komnena tam bir tarih vermiyor ama onun anlatımından bu mezalimin1117 yılında yaşandığını anlıyoruz.

On bin kişinin tek celsede denizde boğdurulması,bir benzerine asla rastlanılamayacak inanılmaz bir vahşettir.Böylesi bir soykırımı inanç çatışmasının doğal sonucu olarak kabul edersek yanılırız.Alexios’un bu insanlara karşı çok daha derin bir nefreti ve zaptedemediği bir öfkesi olduğunu düşünüyorum

On birinci yüzyılın başlarında Anadolu’daki durumu biraz önce konuştuk.Hatırlayalım biraz.

1071 yılında Malazgirt ovasında Bizans tebaasından olan Ağuçenler,Kureyşanlar ve Danişmentler ve Anadolu’daki tüm Alevi toplulukları, Selçuklular ile güç birliği yaptılar. Bizans bu ittifak karşısında ağır bir bozguna uğradı.Sonra Bizans Anadolu’da ki tüm mevzilerini peş peşe kaybetti.

Alexios Komnenos 1081 yılında Bizans tahtına çıktığı zaman İmparatorluk tam bir çöküntü halindeydi.Selçukluların ve Danişmentlilerin Anadolu’da sağladıkları başarıların ardı arkası gelmek bilmiyordu.

Alexios Komnenos önce Selçuklu sultanı I. Kılıçarslan ile gönülsüz bir barış antlaşması yaptı.Ardından politik manevralarla I. Kılıçarslan ile Malatya’yı kuşatan Danişment Gazi’yi karşı karşıya getirdi.

Bu arada da Papa II. Urbain’e elçiler göndererek yardım istedi.Onun diplomatik çalışmaları ile harekete geçen Haçlı orduları 1097 yılında Selçuklu’ların başkenti İznik’i kuşattılar.İçine düştükleri tuzağı fark eden I.Kılıçarslan Danişment Gazi ile savaşın eşiğinden döndü.

Danişmentliler kendi coğrafyalarında bulunmanın ve Anadolu’nun yerli halkı olmanın avantajlarını iyi kullanarak Anadolu platosunu Haçlı ordularına dar ettiler.Sayısız askeri zafer kazandılar.Haçlılar Danişmentli engeline takıldılar.Anadolu’da tutunamadılar.

Alexios’un Haçlılardan faydalanarak Anadolu’yu yeniden ele geçirme hayalleri çöktü.

Aleksios Komnenos saltanatının son yıllarında 1116 senesinde Anadolu’ya son bir sefer düzenledi.Kaybettiği toprakların bir kısmını geri almayı umuyordu.Karşısına yine Danişmentliler çıktılar.Aleksios bu son seferinde Danişmentliler karşısında tutunamadı ve ağır yenilgiler aldı. Canını Selçuklu Sultanı Şeninşah ile anlaşarak kurtarabildi.

Burada bir parantez açarak şunu vurgulamak istiyorum.1116 yılında Bizanslılar ile Danişmentlilerin arasında yaşanan savaşların merkezi Eskişehir ve civarı oldu.Danişmentliler ‘Büyük Mabet’in Hıristiyanların eline geçmesine asla müsaade etmediler.Kahramanca savaşlar verdiler.Aleksios’u boğazın öte yanına büyük bir hayal kırıklığı içinde eli boş gönderdiler.

Danişmenli Sultanı Emir Gazi, ortaklaşa yürüttükleri savaşta kendisine ihanet eden Şeninşah’ı yakalatarak gözlerine mil çektirdi ve tahtından indirdi.Şeninşah’ın yerine damadı Sultan Mesut’u Selçuklu tahtına oturttu.

Bizans İmparatoru İstanbul’a döndüğünde ‘barbarlar’ olarak nitelediği Danişmentlilere karşı ağır intikam duyguları içindeydi.Ve Bogomiller Danişmentlilere akrabaydılar.Aleksios içindeki öfkeyi,nefreti ve intikam duygularını onlara yansıttı.

1116 yılında Bizans Devletinin kendi vatandaşları üzerinde uyguladığı soykırımın asıl sebebi, Aleksios’un Anadolu’da Alevilerden aldığı ağır yaralardır..Danişmentlilerin Anadolu’daki önlenemez yükselişi Balkanlarda yaşanan vahşeti tetiklemiştir diyebiliriz..

1116 yılında İstanbul’da yaşanan bir Alevi soykırımıydı, Alexios Komnenos savaş alanlarında baş edemediği düşmanların öcünü onların akrabaları olan sivil halkını hunharca katlederek aldı.

Basil’in Sultanahmet meydanında yakılmasından ve on bin kişinin katledilmesinden sonra Balkanlar’da Bogomil hareketinin önü alınamadı.

1116 yılından sonra gelen kırk yıl boyunca Bizans arşivlerinde Bogomiller’den bahseden bir belgeye rastlanılmaz Bu büyük katliamdan sonra yaşanan uzun bir suskunluk ve yeraltına çekilme dönemidir.

Bir kuşak sonra, 1150’li yıllarla birlikte Bizans metinleri yine Bogomllerden söz etmeye başlıyor.Büyük felaketin onları İstanbul’dan söküp atamadığı onların İstanbul’da halen bulundukları ve bu yıllarda Ortodoks Kilise’nin ve Bizans devlet yönetiminin baskılarından bunalan halkın içinde umut olarak varlıklarını sürdürdükleri anlaşılıyor.

On üçüncü yüzyılın hemen başında 1203 yılında İstanbul IV. Haçlı Ordusu tarafından işgal edildi Bizans İmparatoru ve Ortodoks Patriği, yönetim merkezlerini İstanbul’dan İznik’e taşıdılar. Bizans dört ayrı krallığa bölündü. –İstanbul, İznik, Trabzon, Epirus-

1204 yılından sonra Bizans topraklarında Bogomiller ile uğraşabilecek güçlü bir otorite kalmadı. İşgal altındaki İstanbul’da Latin imparatorlar İznik, Bulgaristan ve Epinus’tan kendilerine yönelen tehlikeleri savuşturma tedbirleri almaktan, Bogomiller ile uğraşacak vakit bulamadılar. Ayrıca yerel halkla aralarında dil engeli bulunan Latinler, keşiş kıyafeti ile dolaşan Bogomilleri diğerlerinden ayırt edemediler. Bu yüzyıl Bogomillerin, Bizans toprakları içinde en az kovuşturmaya uğradıkları dönem oldu.

Balkanlardaki Bogomil hareket, on birinci yüzyılda ve on ikinci yüzyılın ilk yarısında Ortodoks Kilisesi’nin baskısı ile bir yandan Bizans’ta ve Bulgaristan’da varlığını korumaya yönelik tedbirler alırken bir yandan da kendisine yeni yaşam alanları açmak üzere Batı’ya yöneldi.

Bizans, Bogomillere karşı on ikinci yüzyılın başlarından başlayarak moda tabiri ile orantısız güç kullanmaya başladı. Bizans egemenlik sınırları içinde tahammül sınırlarının ötesinde şiddete maruz kalan Bogomiller bir yandan yer altına inerlerken bir yandan da Batıya doğru yollara düştüler. Bogomillerin ilk durağı Bosna oldu.

On ikinci yüzyılda Bosna, Bosna, Ban adı verilen Macar Krallığı’na bağlı prensler tarafından yönetilmekteydi. Bu yüzyılda Bosna Katolik dünyasının bir parçasıydı.

Bosna’da ilk Alevi Ocağı, kendisi de bir Bogomil olan Bosna Prensi 1180-1204 yılları arasında hüküm süren Bosna Prensi Ban Kulin döneminde, on ikinci yüzyılın sonlarına doğru Dalmaçya’da gün yüzüne çıktı.

Elimize ulaşan bilgilerden on ikinci yüzyılda, Bosna Alevilerinin ocak sistemi ve dedelik kurumunun, Anadolu’daki aslından çok da farlılık göstermediğini anlıyoruz.Dalmaçya’da Cem törenleri bugün Anadolu’da olduğu gibi evlerin mütevazı odalarında, dedeler tarafından yürütülüyordu.

Dalmaçya Alevileri Anadolu^da yaptıkları gibi sorulduğunda,gerçek Hıristiyanların kendileri olduğunu söylüyorlardı.Ancak dini törenlerinde, altar, ikona,çan gibi kiliseyi anımsatacak hiçbir öğe bulundurmuyorlardı.

Bosna’daki Alevi ocakları da, Bulgaristan ve Bizans’taki benzerleri gibi gibi Dimetoka’ya bağlıydılar.

Daha Batıya çekilen Dalmaçya’lı Bogomiller Bizans’ın ve Ortodoks kilisesinin baskısından kurtulmuş oldular . Ancak bu defa karşılarına daha amansız bir düşman çıktı. Katolik Kilisesi.

Bosna prensi Ban Kulin kendisi de bir Bogomildi ancak Papa III. İnnocent tarafından yönlendirilen Macar Kralı’nın baskısı ile 1203 yılında Bijelo Polie’de Bosna’nın ileri gelenlerini topladı. Bu toplantıda Katolik Kilisesi’nin temsilcilerinin de hazır bulundular bu toplantıda Bosna ileri gelenleri ve Ban Kulin, Katolik Kilisesi’ne, kilisenin hiyerarşisine ve kilisenin kutsal saydığı her şeye bağlılık kararı almak zorunda kaldılar.Bir daha İsa Mesih’in yolundan asla ayrılmayacaklarına dair, Katolik Kilisesi gözlemcilerinin önünde yemin ettiler.

Fakat Bosnalılar, Ban Kulin’in ve diğer Bosnalı yönetici ve ileri gelenlerin Katolik Kilisesi ile yaptıkları bağlılık sözleşmesine uymadılar, Kendi geleneklerini yaşamaya devam ettiler.

Ban Kulin’in 1204 yılında öldü. Papalık, Bosnalıları Katolikleştirmek üzere onun yerine Katolik ve Papanın güdümünde bir Ban atadıysa da Bosnalılar, Katolik Kilisesi’nin atadığı Ban’ı devirerek onun yerine Bogomil Ninoslar’ı Ban olarak seçtiler. Bogomil hareket yeni Ban döneminde Hırvatistan, Dalmaçya, İstriya, Cornioala ve Slovenya’ya kadar genişlemesini sürdürdü.

Bosna’daki bu gelişmelerden telaşa düşen Papa III. Honorius -1216–1227 yılları arasında papalık yaptı-, bu yayılmayı kuvvet kullanarak durdurması için Macar Kralı II. Andrew’e elçiler gönderdi,mektuplar yazdı fakat sonuç alamadı.

III. Honorius’tan sonra 1227-1241 yılları arasında Papalık yapan IX. Gregory 1234 yılında Hırvatistan Dükü’ne, Bosnalı Bogomillere “Haçlı İmtiyazlarını” kullanarak savaşması için izin verdi Hırvatistan Dükü, Papa’nın teşviki ve desteği ile Bosna’ya saldırdı. Savaş uzun yıllar devam etti. Bosnalılar çok zarar gördüler ancak yenilmediler. Bosnalılar bitmeyen savaşın harap ettiği ülkelerini ve ekonomilerini süratle ayağa kaldırdılar ve inançlarından hiç ödün vermeden yaşamlarına devam ettiler.

Papa IX. Gregory, Bosna’daki gelişmelerden olduğu kadar Bulgaristan’daki gelişmeleri de tedirginlik içinde izliyordu. Ne var ki Bulgaristan’ın 1238’de İznik’teki Ortodoks Patriği’ne bağlanması ile bu ülke üzerindeki herhangi bir yaptırımı kalmamıştı.. Yine de 1238 yılında Macar Kralı IV. Bela’ya bir mektup yazdı, Bulgar Çarı II. John Asen’in Bogomillere gösterdiği hoşgörü onu korkutuyordu.Papa Macar Kralından Bulgaristan’a bir Haçlı Seferi düzenlemesini istedi. Macaristan Kralı Bulgaristan üzerine Haçlı Seferi hazırlıkları yaparken, Moğol orduları 1241 yılında Macaristan’ı istila etti. Bulgaristan üzerine Haçlı Seferi girişimi başlamadan bitti.

1240 yılına beş kala yani Anadolu’da Büyük Babai Başkaldırısının hemen öncesinde İstanbul’da, Bulgaristan’da ve Bosna’da Alevilerin yükselişi sürüyordu Katolik kilisesi de, Ortodoks kilisesi de endişe içinde bu gidişe çareler arıyorlardı.

-Bosna’daki,Bulgaristan’daki Ve İstanbul’daki gelişmelerin Anadolu’da ki Büyük Babai Başkaldırısı ile bağlantılıydı.Büyük Babai Hareketini on üçüncü yüzyıldaki diğer Alevi hareketlerinden kopararak irdelemek acemilik olur.On üçüncü yüzyılda sadece Anadolu,Bizans,Bulgaristan ve Bosna’da değil orta Avrupa’da ve Güney Fransa’da da Anadolu çıkışlı büyük dalgalanmalar oldu.

(Eski Çağ'dan Cumhuriyet'e Alevilik Erdoğan Çınar-Ali Karul)

  • Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun

Foruma Giriş

Gezinti

  • Yeni gönderiler

Kullanıcı girişi

  • Yeni hesap oluştur
  • Yeni şifre iste

Köşe Yazıları

Alevi yoldaş
02/02/2010 - 00:12
Bir Murat tuttum, ama yıldızım kayıp gitti
Alevi Yoldaş
12/09/2009 - 18:49
19 Aralık katliamı, tecrit ve Öcalan
h-alibaba
12/04/2009 - 20:50
Sanni ve Çinimaçin
Dedocan
11/05/2009 - 23:29
ALEVİYİZ
Bekir Özgür
10/23/2009 - 23:05
YOL TV YOLUNU MU ŞAŞIRDI.?
Seyfi Cengiz
10/20/2009 - 17:53
Ateşte sınanmış bir sınıfın hal-i pür mela
Ali Yıldırım
10/12/2009 - 21:57
Asimilasyon
Ayşe Hür
10/07/2009 - 15:02
Hoşgörülmek mi, eşit görülmek mi

İçerik yayını

İçerik yayınları