Tekel direnişi'nin yeni yıl mesajı
ÖZGÜRCE
bekirozgur60@hotmail.com
TEKEL DİRENİŞİ’NİN YENİ YIL MESAJI
Tekel işçilerinin 2009 da Başkent Ankara’nın göbeğinde başlatıp, 2010 a taşıdığı sınıf mücadelesini coşkuyla selamlıyorum.
Eylemin yerinin sendika binasının önü ve Başkentte oluşu, direnişçilerin kararlılığı, Türkiye işçi sınıfına ve halkına ciddi mesajlar vermektedir.
Bu durum işbirlikçi siyasilere, komprador burjuvalara ve arkalarındaki emperyalist haydutlara da olağanüstü mesajlar vermekte.
Sömürücü sınıf burjuvazi, kendi çıkarları açısından bu mesajı doğru algılayıp, gerekli tedbiri alacaklarından eminim.
Sorun; Türkiye işçi sınıfı ve halkı tarafından da bu mesajın içeriğinin doğru algılanıp, gerekli ve yeterli desteğin verilmesi noktasında kuşkularım var.
Kuşkularıma temel teşkil eden gözlemim, sendikal faaliyet alanında işçilere ekonomik ve demokratik hakların savunulması konusunda bilgi verilip gerekli uyarılar yapılırken, siyasi iktidara sahip olmak için siyasi parti örgütlenmesi ayağının eksik olduğu kanısındayım.
Türkiye siyasi arenasında etkin olan kadrolar; iktidarıyla, muhalefetiyle, bürokratıyla, yazar-çizer ve akademisyenleriyle emek karşıtı sermaye sınıfının temsilcisi, sözcüsü hatta bizatihi kendileridir.
Üretmeden tüketen bu haramzade güruh, uluslar arası boyutta işbirlikçi duruşlarıyla ağa-babalarından ciddi destek almaktalar. Hükmettikleri devletin her türlü gücünü, emekçi halk sınıfını baskı altında tutabilmek için kullanmaktalar.
En küçük ekonomik ve demokratik talep karşısında basınçlı-boyalı su, biber gazı, polis copu, sınıfsal temelde örgütlenme yasağı, burjuva hukukuna göre düzenlenmiş iş yasaları ve hapishaneler, üstteki iddiamın kanıtıdır.
Hükümetler, gerektiğinde muhalefetinde desteğini alarak, “Demokrasi, vatan, millet, din elden gidiyor” gerekçesi ve salvolarıyla, Tekel İşçilerinin direnişini ezebilecekleri her türlü donanıma ve karaktere sahipler.
Varlığını işçi sınıfına borçlu olan burjuva sınıfı, Tekel direnişini ezecek her türlü olanağa, donanıma ve karaktere sahipken, iki elinden başka hiç bir şeyi olmayan işçiler, bu devasa ve korkunç güce karşı nasıl direnebilir sorusu akla gelmektedir.
İşçi direnişleri, dostla düşmanın gerçek yüzlerinin açığa çıktığı, safların belirginleştiği ve siyasal iktidarı ele geçirme bilincinin canlı ve etkin biçimde öğrenildiği, siyasi parti örgütlenmesinin öneminin bilince çıktığı eylem alanlarıdır.
Emekçi halk; üretimden gelen gücünü birleştirip siyasi partisinin öncülüğünde ayağa kalktığında, bu gücün karşısında durabilecek bir güce tarih henüz tanık değil, bundan sonrada olmayacak.
Sermaye sınıfı kendi açısından haklı olarak, işçi sınıfı açısından da bu haklı ve meşru direnişi ezmeye çalışacaktır. Zira bu bir sınıf savaşıdır. Türkiye İşçi sınıfı ve halkı bu gerçeği fak edip, Tekel işçilerine gerekli desteği sağlamak zorundadır. Hani; “Görünen köy kılavuz istemez” denir ya.
Tekel işçileri direnişinden Hükümetin de muhalefetin de iki korkusu var. 1. korkuları; talep edilen hakları vermesi durumunda, başka sektörlerde çalışanlar da hakları için direnişe geçecek. 2. korkuları; direnişin uzaması halinde, işçilere halk desteği yoğunlaşarak siyasal boyut kazanacak.
Tekel işçilerinin direnişinin siyasal boyut kazanmasından, sermaye sınıfı ve temsilcisi siyasi asalaklar kadar, sendika ağası parazitler de korkmakta. Sınıf mücadelesinde siyasal kimliği ve kişiliği olan sendikacılar, sendika ağalığına son verecektir.
Hükümet, direnişi kırmak için ilk adımı attı. Açlık sınırında hatta yarı aç yaşayan emeklilere, kendince yüksek zam verdi. Direnişe destek verecek olan bu en alt kesime, yani yaklaşık 10 milyon emekliye şirin gözükerek eyleme destek vermelerini engellemeyi, muhtemel bir erken seçimde emeklilerin oylarını kazanma hesabı yapıyor hükümet edenler.
Türkiye işçi sınıfının oldukça zengin, deneyim ve tecrübe birikimine sahip bir tarihi vardır. Adalet Partisi ve CHP nin işbirliğiyle hazırlanan ve sendikal hakları kısıtlayan yasa, 1970 in 15–16 Haziran’ın da 75 000 işçinin katıldığı Büyük İşçi Direnişi duvarına çarparak parçalandı. Demirel ve şürekâsı yasayı geri çekmek zorunda kaldı.
Toplu sözleşme pazarlığının tıkandığı noktada, Ankara’ya yürüyüşe geçen Zonguldak Maden İşçilerinin yolunu Bolu Yeniçağa’da, karadan ordu birlikleri ve dozerlerle, havadan helikopterlerle kesen uzaktan kumandalı Başbakan Yıldırım Akbulut, işçilerin taleplerini kabul ederek “Allah tan başka kimseye hesap vermem” diyen Cumhurbaşkanı Özal’ı, mezarında bile unutamadığı korkulu rüyasından kurtarmıştı.
Böylesine şanlı ve saygın bir tarihi olan Türkiye işçi sınıfı, nice badireleri ve kahpelikleri de etinde kemiğinde yaşamıştır. Geçici kazanımlarının yanında en büyük eksiği, kendi sınıf partisini yaratamamış olmasıdır.
Tekel işçilerinin Ankara direnişinde verdiği sınıf mesajını, emekçi halkın doğru algılayıp gerekli desteği vermesi, eylemin başarıya ulaşması eşliğinde ve sınıf okulu diyebileceğim bu direnişten işçilerin, siyasal sınıf bilinciyle donanımlı çıkmasının emekçi halk yararına olacağına inanıyorum.
9.01.2010. Bekir Özgür.









