Skip to main content
Aleviforumlari.com logo
  • Alevi Kurumları
  • Alevi Ocakları
  • Aleviler
  • Alevilik Güncel
  • Forumdan
  • Yol Erkan
Forumlarımızdan Son Konular

$latestthreadsd

YAN GELİP YATMANIN BEDELİ

ÖZGÜRCE
bekirozgur60@hotmail.com

YAN GELİP YATMANIN BEDELİ
“Yan gelip yatmak” Sayın Başbakanın toplum belleğine sunduğu ünlü deyimlerinden birisi. Bundan daha ünlü bir halk deyimimiz var; “Geçti Bor’un pazarı sür eşeği Niğde’ye”.
Yan gelip yatarak eylem zamanını kaçıranlar, Bor’un pazarını kaçırdıklarını fark edemeyenler şimdi, yan gelip yatmanın sonucuna katlanmak zorundalar.
Tekel işçilerinin özlük hakları için direnişi haklı olmakla, yaptıkları ‘Genel Grev’ çağrısının; mantıksal bir dayanağı yoktur.
Genel grevlerin içeriği siyasidir; hedefi, siyasi iktidar veya siyasi taleplerdir.Genel grev; İşçi sınıfının, üretimden gelen gücünü kullanması ve yaptırım gücü olan tek ve en etkin silahıdır.
Yoksul halkın malından, davarından, eşeğinden, sıpasından, tavuğundan ve hatta civcivinden alınan vergilerle kurulan, toplumun istihdam ve ihtiyaç nesnelerinin üretim kurumları olan KİT’lerin satış yasalarının çıkarıldığı günlerde “genel grev”; siyasi iktidara ve arkasındaki soyguncu güçlere, kimin daha güçlü olduğunu gösterebilirdi.
Genel grevler, işçi sınıfının ve emekçi halkın demokratik örgütlenme haklarına yönelik kısıtlayıcı yasalara, ülkenin KİT’ler gibi milli değerlerinin ve kaynaklarının yabancılara peşkeş çekilmesine karşı; yasal olmayan, ama halkın, haklı ve meşru siyasi hareketidir.
Bu boyuttan bakıldığında, Tekel işçilerinin özlük hakları için genel grev talebinin nesnel temeli yoktur.
Siyasi iktidarın kontrolündeki sendikaların cirit attığı, halkın Türkçü-Kürtçü olarak ikiye, Alevi-Sünni ayrışımıyla da dörde bölündüğü ülkemizde; sınıfsal bilinç, örgüt ve tabandan yoksun bu halk, genel greve gidilebilir mi?
Tefeci örgüt İMF nin, 24 Ocak 1980 ekonomik programını uygulamak üzere, ana yasası ve baba yasalarıyla başımıza çöreklenen ve hala devam eden 12 Eylül faşist cuntanın esas işlevi, halkı etnik ve inançsal boyutta bölerek etkisiz, güçsüz kılmak; halk muhalefetini ezmek, ülkenin yer altı ve yerüstü kaynaklarını yabancılara talan ettirmekti; başardı da.
Dünyanın en kolay işi düşmanı suçlamaktır.
Yaşadığımız sorunların ilk adımı bizzat kendimiz olduğumuzu kavramadan, zamanında önlem almadan, başkalarını suçlamak ve feryadı figan etmek, rüyada su içmeye benzer.
Güzelliklerin oluşmasına katkı sunmamışsak, kötülüklerin oluşmasına omuz vermişiz demektir. Dolaysıyla, yaşamımızı olumsuz yönde etkileyen durum ve kötülüklerden de, şikâyet etme hakkımız yoktur.
Sayın Başbakan Tekel direnişine, “bu eylem ideolojiktir” deyince; cevap Baykal ve Bahçeli'den değil, direnişçi işçilerden gelmeliydi. “Tekel’i satmakta bir ideolojik eylemdir” denmeliydi.
“Tekel’i ben daha pahalıya satardım” diye yanıp tutuşan Baykal ve Bahçeli de; tıpkı, Başbakan gibi emek karşıtı sınıfın temsilcileridir. “El elin eşeğini türkü söyleyerek arar” deyimi; tam da Baykal’ı ve Bahçeli’yi tasvir etmekte.
Sahte Atatürkçü, CİA milliyetçisi ve dincisi (*) söylem ve bunları çağrıştıran sembollere, sloganlara uyarak oy verdiğimiz siyasilerin ülkeyi ve halkı getirdiği yer, toplumsal felaketin eşiğidir.
İnsanı doğasına, kendisine ve çıkarlarına yabancılaştıran bu yanlış düşünce ve davranışlarla; doğru, güzel ve iyi şeyler yapılamayacağı, barış içinde huzurlu bir toplum yaratılamayacağı, daha doğrusu; yaşadığımız sorunların kaynağının tutsağı edildiğimiz yanlış düşünce olduğu, yaşamın gerçekleriyle kanıtladı.
Tek Gıda İş sendikası başkanının, genel greve ilişkin açıklamasına cevap olan konuşmasında Sayın Başbakan, “haddini bil, kaç üyen var” derken; halka, çok ciddi bir mesaj vermiştir. ‘Ey işçiler ve emekçi halk, bölük pörçük bir şey yapamazsınız; örgütlenin, güçlenin” demiştir. Daha ne desin.
“Lafın tamamı aptala söylenir” demişti Sayın Demirel. “Anlayana sivrisinek saz”. Anlamayana da, Büyük Ozan Nazım Usta; “Kabahat senin demeye dilim varmıyor, ama kabahatin çoğu senin canım kardeşim”! Demişti.
Yaklaşık 500 adet KİT ve 24 milyon dekar vatan toprağının emperyalist haydutlara peşkeş çekildiği, sendikal hakların budandığı, demokratik hak ve özgürlüklerin türbana indirgendiği, insan hak ve özgürlüklerinin ayaklar altına alındığı 30 yıllık süreçte; işbirlikçi siyasilere oy vermeye hala devam eden, “demir tavında” iken genel grev aklının ucundan geçmeyen işçiler; bugün, Ankara’nın ayazında “yan gelip yatmanın” bedelini, yalnız Tekel işçileri değil toplum olarak ödüyoruz.

Bu; bir gerçeğin, üzüntüyle tespitidir. Tekel direnişinin geç kalmış olmasından, geleceğe yönelik toplum olarak ders ve vazife çıkarmak zorundayız.
(*) Sevgili Uğur Mumcu anısına.
23.Ocak.2010. Bekir Özgür.

  • Yazarlar

Foruma Giriş

Gezinti

  • Yeni gönderiler

Kullanıcı girişi

  • Yeni hesap oluştur
  • Yeni şifre iste

Köşe Yazıları

Alevi yoldaş
02/02/2010 - 00:12
Bir Murat tuttum, ama yıldızım kayıp gitti
Alevi Yoldaş
12/09/2009 - 18:49
19 Aralık katliamı, tecrit ve Öcalan
h-alibaba
12/04/2009 - 20:50
Sanni ve Çinimaçin
Dedocan
11/05/2009 - 23:29
ALEVİYİZ
Bekir Özgür
10/23/2009 - 23:05
YOL TV YOLUNU MU ŞAŞIRDI.?
Seyfi Cengiz
10/20/2009 - 17:53
Ateşte sınanmış bir sınıfın hal-i pür mela
Ali Yıldırım
10/12/2009 - 21:57
Asimilasyon
Ayşe Hür
10/07/2009 - 15:02
Hoşgörülmek mi, eşit görülmek mi

İçerik yayını

İçerik yayınları